12 Eylül 2013 Perşembe

Eylül


  Hangisinin infazı daha acıklıydı ayırt edilemez tıpkı hepsinin eğilmeyişi gibi aynıydı. Anadolu çocuğu sehpada da asil duruyordu işte. Havasından,suyundan, can bulduğu toprakta atasından akan kandan yoğrulmuş bedeni vardı. Bir de ülkü ile şereflenmiş yüreği. 'Aman zayıflık gösterme' diyen annelerin yetiştirdiği nasıl da belliydi. Türlü işkenceye rağmen yine de devletine küsmeyecek kadar olgun ve nefsini yenmiş. Kol kırılmadı, canları gitti, bir nesil kırıldı da yen içinde kaldı. Ne ağladılar, ne ağlansın istediler. Acıydı çekildi, reklamsız. Kimseye malzeme edilmeyecek kadar yüceydi öyküleri.


  Zaman eylül, eylül kasvetli. 12 eylül dediğin 1683 olur Viyana kapısına dayanırdı Türk gibi. Çekilirdi seng-i ibret oturmuş yüreğine. 12 eylul dedigin 1921 olur karsi taarruza kalktigi yunanin pesine duserdi Türk gibi. Bitmesi gereken bir devir icin; gayretin adi Melhame-i Kübra. 12 eylül dediğin tertemiz başların yağlı urganlara layık görüldüğü gün olduğunda, tüm geçmişi bırakıp, karalar bağladı Türk gibi. O günden sonra kaç yıldız kaydı göz göre göre ve hatta 'yanlışlıkla'.


  Şimdilerde devleti ona buna şikayet edenden tutun da ölümü ardından binbir laf dönen doldu. Kimse sizin kadar 'ben buyum' demedi. Kimse yiğitlik ile suçlanmadı sizden sonra. Kimse Baktemur kadar can yakmadı mesela. Kimse bir Mustafa olarak ölüp bin Mustafa bırakamadı gerisinde, inandığı yolda. Yürürken ölüme yarım bırakmadınız Kuran'ı ama yolda bıraktınız Turan'ı.


"Onlar değil

İnfazdan celladı korkardı

Gözleri kurt pençesi

Bedeni zerre titremedikçe

Kahrolurdu bir hainin Evreni

Düzene karşı olup tasmayla gezerdi hasmı.

Bir dava ki en çok eylülden alacaklı."



Uzlaşı

Tüm ağıtlar yakıldı. İsli kazanlarda goncasıyla gülüyle Bilinmez zamandır dolaşık düğümüyle Dini imanı olmayan bayramları hariç tutup Kandil...