“Bamsı Beyrekleriz… Banu Çiçekler düşlerimizdir.”
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu
Milli destan ve efsaneler o toplumun din, fazilet ve milli kahramanlık maceralarını anlatır. Toplumun temel taşı ailedir ve aile mefhumu kadın ve erkek ile oluşur. Destanlardaki ‘kadın’ bahsi de o toplumu her şeyiyle ifşa eden bir anahtardır. Türk için ‘at, avrat, silah’ özetinden yola çıkarak destanlarda kadına göz atalım.
En başa; yaratılışa bakacak olursak kadın Tanrı’ya yaratmak için ilham kaynağıdır. Yaratılış Destanı’nda ilham kaynağı olarak anlatılan Ak Ana göğün on yedinci katı kendisine ayrılmış ışıktan kadın hayalidir. Yine aynı destanda Oğuz Kağan'ın ilk karısı karanlığı yararak gökten inen mavi bir ışıktan, ikinci karısı ise kutsal bir ağaçtan doğmuş insanüstü varlıklardır. Bu insanüstü varlıkların doğumu ışık veya nur ile açıklanmıştır. Uygur Destanı’nda Böğü Han semavi ışıktan doğmuştur; Kuzu Körpeç ve Bayan Destanları’nda da kadın melek olarak tasvir edilmiştir. Gebe kalışları da beş duyu ile kavranması mümkün olmayan varlıklar olarak görüldüğünden suya dokunmakla, buzun içindeki iki buğday tanesini yutmakla, yıldızla (Altay efsaneleri) ya da ilahlarla (Alan Gova menkıbesi) açıklanmıştır.
Yunan destanlarındaki meşhur mitolojik kahramanlar aşkı, güzelliği, cinselliği temsil eden (Athena, Afrodit,..vs) tanrıçalar iken Türk mitolojisindeki kadın kahramanlar genellikle ‘Ana’ isimli tanrıçalardır: Ak Ana, Umay Ana gibi. Bu tanrıçaların hepsi şeref, fazilet, namus, iyilik, irade, lider, koruyucu özellikleri temsil eder. Kadının temsilcisi Gün Ana göğün7. katında, erkeğin temsilcisi Ay Ata ise 6. katında diye bilinir; kadın göğün, erkek yerin evladı kabul edilir.
Türk destanlarında kadının sosyal mevki ve itibarı hakanın sol yanında oturmak ile apaçık ortadadır. Kurultaylarda söz sahibi olmak, buyruklarda adının geçmesi, sefer için izin istenmesi, yabancı elçileri kabul etmek, anlaşmaya imza atmak hatta Tomris gibi, Boarık Hatun gibi hükümdar olup ordu yönetmek Türk kadınlarına özgüdür. Ferman yalnız ‘Hakan buyuruyor ki’ ifadesi ile başlıyorsa hükümsüz sayılırdı. Destanlara göre yabancı devletlere gelin giden Türk kadını eşine doğrudan mevki ve unvan kazandırmış olurdu.
Fars destanı Şehname’de saçından tutulup sürüklenen, yere vurulan, ayaklar altına alınan kadına hiçbir Türk destanında rastlanmaz. Ana hakkı Tanrı hakkına eş tutulur, kız kardeşe de bir o kadar değer verilir. Hatun veya katun akıl danışılan, erine yardımcı olan, gerekirse onunla birlikte savaşan, onu kurtaran (Kanikey’in Manas’ı kurtarması) evdeşidir. İtelemek, horlamak, dövmek şöyle dursun erkeğin evdeşine ‘körklüm’ (güzelim) diye hitap ettiği aktarılır.
Kız çocuğu olarak dünyaya gelmek;
-Çin’de 1,2,3,..vs diye sıralanmak,
-Arap coğrafyasında diri diri gömülmek,
-Britanya’da murdar sayılmak,
-Eski Roma’da babaya öldürme hakkı sağlamak,
-Hindistan’da felaket olarak görülmek,
-İran’da ‘kul, cariye’ yapılarak babaya menfaat sağlamak iken Türk toplumunda kız-erkek evlat ayrımı yapılmaz. Daha da ötesi kız evlat sahibi olmak isteyen baba Bay Bican Beg, Dede Korkut Oğuzameleri’nde “Begler! Benim dahi hakkıma bir dua eyleyin. Allahü Teâla bana da bir kız evlat vere dedi. Oğuz beyleri el kaldırdılar, dua eylediler. ‘Allah sana bir kız vere’ dediler” bahsi ile geçer.
Kadın evlilik konusunda rızasına bırakılmıştır. Eşlerini seçerken onlarla at koşturdukları, güreş tuttukları, ava çıktıkları örneklerle mevcuttur. Oğuzname’de Bamsı Beyrek’in Banu Çiçek’e yenilmekten zor kurtulduğu anlatılır. Buradan Türk kadınlarının iyi birer savaşçı olarak yetiştirildikleri de anlaşılır. Destanlarda kadınların erkeklerden kaçmadığı, küçük yaşlarda beraber oyun oynama ile başlayan sosyal ilişkilerinin çok iyi olduğu anlatılır; iç içe ve samimi olmalarına rağmen çirkin ilişkilere rastlanmaz. Athena’nın Zeus’un hem karısı hem kız kardeşi olması, Şehname’de üvey oğluna aşık anne veya evli bir kadının yabancı bir erkeğe gayrimeşru ilişki için yalvarması benzeri çarpık ve ensest ilişkiler söz konusu olmadığı gibi, ırza tecavüz, ölüm veya gözlere mil çekilerek cezalandırılır. Kadın sadakat simgesidir. Evdeşi savaşta ölen Altay Türkü sadık kadın Tanrı’dan ağlamak için dağ yaratmasını istemiştir. Kadının namusu hakkında dedikodu yapılmasına Türk toplumunda itibar edilmez. Günümüzde bir sadakat ve namus ölçüsünü anlatan ‘erkek sinek bile kondurmamak’ deyimi de destanlardaki yeri ile manidardır.
Türklerde destanlarda anlaşılan kadarıyla tek eşlilik yaygındır. İkinci bir evlilik bahsi, evdeşin rızasına dair bir işaret yoktur. Hatta erkek bir evlat sahibi olamasa bile bir başka kadınla evlenme fikri mevzu bahis edilmez. Dirse Han evdeşine ‘Senden müdür, benden müdür, Tanrı Teâla bize bir oğul vermez, nedendür?’ diye sorar.
Bu destan ve efsanelerde kadın ruhani, erkek insanidir. Kadın göğü, erkek yeri temsil eder. Buna rağmen kadın erkekten ayrı ve üstün değil, onun beraberinde ve tamamlayıcısıdır. “Han’ım!” hitabına mazhar edilen kadın, Oğuz Destanı’nda güzel gözlü, ırmak dalgası saçlı, inci gibi dişli tasviriyle yer edinmiş, övülmüştür. Yani Türk töresinde kadın kutsaldır, el üstünde tutulmuştur. Kadın da her zaman fedakârlığı ile bu övgülere layık olmuştur.
Kaynakça: Türklerde Kadın ve Aile/ Necdet Sevinç
Türk Medeniyet Tarihi /Ziya Gökalp