14 Temmuz 2020 Salı
Kısa Kısa "Suyu Arayan Adam"
Aydemir, Osmanlılık düşü içinde Edirne topraklarında hatırasında bir yangın ile başlayan hayatını Ankara'da bir küçük köy evinde Yunan filozof Epiktetos'un kandilini anlatarak bitirir. En delikanlı çağında Anadolu fakirliğini, kimsesizliğini bizzat tecrübe eden yazar yıllar sonra yine Anadolu toprağında inkılabın emrinde bulmuştur kendini. Bu kitabı elimize tutuşturan bu iki Anadolu seyri arasında geçen fevkalade mühim zamandır.
Bir edebi kaygısı olmayan bu samimi otobiyografik roman 'Benim hayat yolculuğum her zaman istikametsiz, her zaman rüzgara tabi bir bocalayış oldu.' sözleriyle özetlenebilir. Bu rüzgara tabi hayatı altı çizilecek onlarca satır olarak vücuda gelmiş. Balkan bozgunundan yazarın kitabı sonlandırdığı emeklilik sonrası döneme kadar birinci ağızdan yazılmış gayriresmi bir tarih kitabıdır. İçler acısı yenilgi yıllarında koca Osmanlı çınarının çöküşü Anadolu'da yaşanırken yazar Turan düşünde Azerbaycan'dadır. Bizler onun peşinde düşüne tutunacak bir dal ararken aynı hayal kırıklığını yaşarız. Yurda dönüşü henüz bir fidan olan cumhuriyetin kararlı ve bilge önderine rağmen acemilik yıllarına denk gelir. Özellikle Afyon hapishanesinin konu alındığı bölüm bu yılların anlaşılması bakımından önemlidir.
Kitabın en meşhur, dikkat çeken bölümü cephede emrindeki askerlere 'Siz Türk müsünüz?' diye başlayan, maalesef dinimiz ve milliyetimiz hususunda talihsiz konuşmaları işleyen bölümdür. Peygamberin yaşayıp yaşamadığı konusunda bile ihtilafa düşen bu Mehmetçikler anlarız ki Anadolu'nun sadece savaş gören yüzüdür. Veren ama almayan ve hatta isteyemeyen, köyünden başka dünyası olmayan insanların yüzüdür.
Avrupa'dan Çin'den buhranları, devrimleri ve dönüşümleri bahis alarak genel bilgiler verir. Çok uzak olmayan tarihte esas gümbürtünün koptuğu zamanda ve yerde bulunması sebebiyle ismi dünya tarihine mal olmuş birçok kişinin yanında yöresinde bulunmuştur. Enver Paşa'nın Şark Milletleri Kurultayı'ndaki konuşmasından Stalin'in kuytu fabrikalardaki ilk toplantılarına, İskilipli Atıf'ın kaleminin kırılmasından Mustafa Kemal Atatürk'ün çiftlikteki yalnız günlerine kadar kıskanılası şahitlikleri okunmaya değer. Edirne'den Rus ormanlarını kapsayan coğrafyada olan biteni Türkçe okumak için bir fırsattır bu kitap.
Alıntılar:
"O zaman bizim neslimiz, kendisi için hiçbir hak düşünmeyen bir nesildi. Bize göre hak yok vazife vardı. Vazife görülecek can verilecek, şan vatana bağışlanacaktı. Can bizimse şan onundu."
"Biz hepimiz, bu ordu milletin askerleriydik. En ateşli çağımız onundu. Gel deyince gider ve gittiğimiz yerlerin adını bile beceremezdik. Bizim çocukluk hayallerimizi büyüleyen imparatorluğun nizamı buydu."
"Şu bizim Anadolu...Dünyayı bölüşenler orada yaşayanlara, hala bir avuç bozkırı bile çok görüyordu. "
"Ama şu bir gerçektir ki, artık kuruyacak olan ulu meyve ağaçlarının, son nefesinden önce, bütün çiçeklerinin açılışı ve son meyvelerini verişi gibi, Osmanlı Devleti de son nefesini yaşarken, tarih sahnesine, çeşitli yetersizliklerine rağmen, ideal ve ihtirasları sınırsız, bir altın nesil verebildi. Hatta biz, bu son topraklar üstünde son devletimizi bile, bu son neslin, yenilgi kabul etmeyen hayat hamlesine borçluyuz."
"Evet, herkes dağarcığında ne varsa ortaya dökecek! Hem hangi memleket çocuklarına bizimki kadar muhtaçtı?..."
"Tam İzmir kurtarıldıktan sonra ve onu kurtarana, İzmir sokaklarında suikast hazırlayan bir İttihatçı Cavit Bey, bir Şükrü Bey, bir Dr. Nazım ve arkadaşları komplosu ile bu cemiyet, Türk tarihinde son nefesini bir suçlu olarak verdi."
"Orta Asya'da steplerin ve güney dağlarının gerçek temsilcisi Kırgız'dır. Kırgız; çölü ve göçebeliği temsil eder."
"Şahsiyet toplumun talihine tesir eder."
"Rus tarihinde daima, kılıçtan ziyade hile ve tedbir rol oynar."
"Sömürge ve yarı sömürgelerde başlayan milli kurtuluş hareketleri, emperyalizme karşı ve emperyalizmi parçalayıcı birer hareket olarak himayeye layıktır. Fakat bu himaye ancak, milli hareketlerin bu inhilal ettirici (dağıtıcı) vasıflarını muhafaza ettiği müddet içindir. Bu inhilal ettiricilik vasfı, Şark milletlerinin Garba karşı yapacakları isyanlar, ayaklanmalarla kendilerini batı memleketlerinin hem ham madde yetiştiricisi, hem de mamul madde pazarı olmaktan çıkarmaları demektir."
"Birinci Dünya Harbindeki devlet cihazı da kocaman bir perişanlıktan ibaretti. Bütün harp boyunca o da yalnız bir defa Anadolu'yu görmek ve cepheyi ziyaret etmek isteyen sadrazam Talat Paşa, ancak Sivas'a kadar güç bela ulaşabilmişti. Fakat oradan, ancak maiyetindekilere de sağ sol ekerek başından savmak pahasına, kendini tersyüzü İstanbul'a atabildi. Vilayetlerde hükümet teşkilatı soba dumanı ile hela kokusu yayılan birtakım harap binalarda, sefil bir vasıfsızlıktan ibaretti. Cephe hatlarında ise ordu, bütün bu şartlara rağmen göze çarpan hiçbir disipsizlik göstermeden, belki de tarihimizin en inzibatlı harplerinden birini yürütüp gidiyordu."
"Türkiye kendi kurtuluş mücadelesinin ve inkılaplarının fikir ve heyecanlarını, sıcak bir kardeş sevgisi şeklinde bu ülkelere yaymasını bilmeliydi. Halbuki biz, bir Tunus, bir Cezayir, bir Fas istiklal mücadelesini Birleşmiş Milletlerde, Fransa'nın bir iç meselesi sayarak Atatürk'ün ruhunu incittik."
30 Haziran 2020 Salı
Ey Giden Yaşım
Hayalimde kal
Lambalı bir masada
Tuhaf ve aklımda kalmayacak şeyler
Elimde sayfa sayfa eskirken kal
Yürmi üçünde bir gonca
Kaç bucak görecekse görecek
Şimdi en arık, en meşru baharla kal
Bağımda gazellerim güzel henüz
Aynada yüzüm
Ben şimdi bu akılla hoşum
...
Semt tüm isi odama yığma telaşında
Pencere kolunda asılı kal
Işıklara kapılıp öldür görüşteki karanlığı
Işıklar kadar sabırsızım kanıma girmeye
/Heyhat hep kendimedir edeceklerim/
Kara değil, gürbüz bir gecede ama
Kulağıma yığılmış ud taksimiyle kal
Ve mesela küften hallice dünyaya
Göğün zorba süsü bulanık bulutlara
Razı değilim
Gri, kaypakların ruhundandır
İçimi çekeceğim mavi solukta kal
Kuluyum işte sahibimin
Dokundum yere, çöktüm, serildim
Peşin peşin bakıyorum göğün üstüne
Son çağın ihtilali ol emrindeyken kal
Gülüşken yazılsın gül yazıma
Hasret tartmasın isterim güzüm
İlle de gideceksen yaşımdan
Yeni dün gibi hatırımda kal
8 Nisan 2020 Çarşamba
Ya Muhammed Ya Ali!
İnsanın hayatına dokunulması ne unutulmaz şey. Ve doğrusu ne basit. Küçüklüğümüze dair birçok şeyi yarım yamalak hatırlarız. Ama bazılarını da eksiksiz, dün gibi. Ne zaman Ayetelkürsi okusam anneannemin yanında seccadesinin kenarına oturmuş bulurum kendimi. Ya da ne zaman Fil suresi okusam karşı komşumuz rahmetli Ali dedemi parkta banka oturmuş dizinin dibinde Didem'e Ebabil kuşlarından bahsederken izlerim. Özellikle bu iki hatıra bana 'tekrar'ın önemini gösteriyor. Çocuk aklım sure öğretme çabasındaki bu iki ihtiyarı hep o anlarda resmetti zihnime. Hiçbir çocuk kendisine ayrılan vakti, harcanan emeği ve verilen değeri unutmuyor. Kızım Ülker ile okuduğumuz tekerlemeler, dinlediğimiz şarkılar, türküler, marşlar hep bir tekrar üstüne. Bilmem kaç kez dinlenmiş Arkadaşım Eşek, defalarca gülüşerek söylenmiş Komşu Komşu Huu ve Alageyik şiiri gibi kızımın zihninde rengarenk çizilecek hatıralar olacak. Biliyorum ki yıllar geçince gülümseyerek anacak her duyduğunda.
Küçükken anneanemin evimizde olduğu günlerde öğrettiği ve yatarken söylediğimiz anonim halk edebiyatında ninni sayılan benim tekerleme sandığım dizelerle bitiriyorum. Okunan yörelerde değişiklik gösterse de benim bildiğim ve kızıma öğreteceğim bu şekilde. Sözlü olarak öğrendiğim için yazımda hata olabilir.
"Ya Muhammed, ya Ali!
Sen göster doğru yolu
Doğru yoldan ayrılmam
İmam benim gardaşım
Kur'an benim yoldaşım
Akkayada gezerken
Gökten bir beşik düştü
İçinde Halil İbrahim oldu
Ninni dedim yatırdım
Allah dedim kaldırdım
Cennetine gönderdim
Cennetinde bir kaşık
İçinde bal bulaşık
Onu yiyen dervişler
Kara kara olmuşlar
Hakk yoluna durmuşlar
Hakk yolunda bir kuyu
İçinde zemzem suyu
Eğildim su içmeye
Kanatlandım Uçmak'a
Hurilerin peçesi
Bugün cuma gecesi
Ihtırdılar deveyi
Bindirdiler Ali'yi
Ali kitap getirdi
Cümlesine selavat getirdi"
Anneannem Hazel'e ve komşumuz Ali dedeme bin rahmetle...
Küçükken anneanemin evimizde olduğu günlerde öğrettiği ve yatarken söylediğimiz anonim halk edebiyatında ninni sayılan benim tekerleme sandığım dizelerle bitiriyorum. Okunan yörelerde değişiklik gösterse de benim bildiğim ve kızıma öğreteceğim bu şekilde. Sözlü olarak öğrendiğim için yazımda hata olabilir.
"Ya Muhammed, ya Ali!
Sen göster doğru yolu
Doğru yoldan ayrılmam
İmam benim gardaşım
Kur'an benim yoldaşım
Akkayada gezerken
Gökten bir beşik düştü
İçinde Halil İbrahim oldu
Ninni dedim yatırdım
Allah dedim kaldırdım
Cennetine gönderdim
Cennetinde bir kaşık
İçinde bal bulaşık
Onu yiyen dervişler
Kara kara olmuşlar
Hakk yoluna durmuşlar
Hakk yolunda bir kuyu
İçinde zemzem suyu
Eğildim su içmeye
Kanatlandım Uçmak'a
Hurilerin peçesi
Bugün cuma gecesi
Ihtırdılar deveyi
Bindirdiler Ali'yi
Ali kitap getirdi
Cümlesine selavat getirdi"
Anneannem Hazel'e ve komşumuz Ali dedeme bin rahmetle...
16 Şubat 2020 Pazar
Siyah Perçem
Rüzgar ırkı saçlarını
Koyarken koynuna
Gecenin, gündüzün ve gecenin
Habersiziz nasıl bulduk ellerimizi
Uğultunun en bakir koyunda
Bir güç tüm iradesiyle kurulu köşkünde
Alnıma çalar dudaklarını senin
Sen ben yine habersiziz, bu güç
Tek beşikte sallar uykumuzu
Rüyalara açarım gözlerimi içinde kan terin
Senin rüzgar ırkı saçların
Yastıklara vesika düşer
Rast geleni bilir
Yüzün fikrimi çalan bir deryadır avucumdaki
Kadife yanık kokusuna yüzünün
Yakarım birkaç bin alemi
Öyle doluyum ki taşsam sevgimi kusar
Betonlu kentler
Nazına oynamaya doğurulmuşum
Nazına bin kere talibim
Her şey saçlarını dağıtırken oldu
Ve olacak...
Gecenin, gündüzün ve yine gecenin içinde
Hikayem bir çift ele sığacak
Koyarken koynuna
Gecenin, gündüzün ve gecenin
Habersiziz nasıl bulduk ellerimizi
Uğultunun en bakir koyunda
Bir güç tüm iradesiyle kurulu köşkünde
Alnıma çalar dudaklarını senin
Sen ben yine habersiziz, bu güç
Tek beşikte sallar uykumuzu
Rüyalara açarım gözlerimi içinde kan terin
Senin rüzgar ırkı saçların
Yastıklara vesika düşer
Rast geleni bilir
Yüzün fikrimi çalan bir deryadır avucumdaki
Kadife yanık kokusuna yüzünün
Yakarım birkaç bin alemi
Öyle doluyum ki taşsam sevgimi kusar
Betonlu kentler
Nazına oynamaya doğurulmuşum
Nazına bin kere talibim
Her şey saçlarını dağıtırken oldu
Ve olacak...
Gecenin, gündüzün ve yine gecenin içinde
Hikayem bir çift ele sığacak
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Uzlaşı
Tüm ağıtlar yakıldı. İsli kazanlarda goncasıyla gülüyle Bilinmez zamandır dolaşık düğümüyle Dini imanı olmayan bayramları hariç tutup Kandil...
-
Haydi Bismillah! diyerek başladım. Kendi döneminde öyle veya böyle her insanın hayatına iştigal eden bu adamın tanıyanın kayıtsız kalam...
-
Tüm ağıtlar yakıldı. İsli kazanlarda goncasıyla gülüyle Bilinmez zamandır dolaşık düğümüyle Dini imanı olmayan bayramları hariç tutup Kandil...
-
/Bir Endülüs sokağında bırakılabilirdi adım Benzer bir zarafetle yüz sürerdim toprağa Küffar bilirdim katilimi Bir şansmış gibi koyardım akl...