Mimari fiziki bir dildir. Yeri, rengi, oranları, malzemesi bir cümlenin ögeleri gibidir. Bir mimari eser dönemini ifşa eder. Döneminin tüm anlayış, eğilim ve ideolojisini mimari eserler dile gelir anlatır. İdeolojiler sürekliliğini ve yayılımcılığını ve daha önemlisi kalıcılığını sanat aracılığıyla başarabilir. Mimari de bu yüzden her zaman ilk başvurulan araç olmuştur. Teokrasi ve skolastik düşünce pençesinde halka karşı büyüklük ve yücelik hissi uyandıran gotik üslüplu kiliseleri ile Ortaçağ Avrupası; devletin ezici üstünlüğünü simgelemek için psikolojik etkisi büyük anıtsal kamu yapıları ve sembolik zafet anıtları ile Nazi Almanyası; komün yaşama geçişte minimize edilmiş dairler için standartlamış bina tipleriyle betonarme toplu konut blokları ve anıtsal heykelleri barındıran devasa meydanları ile monoton Sovyet mimarisi ideolojik inşalara örnektir. Tabi bu yapılaşmalar beğenilme, kabul edilme ve kalıcılık endişesi taşıdığı için daha ince elenmiş, sık dokunmuş olma özelliği taşır. Üzerinde uzunca düşünülmüş olmaları ortak noktalarıdır. Ülkemize bakacak olursak ideolojik yapılaşmaya mimarinin bu türde hizmet etmesi Ankara’da net biçimde görülür. Bugünün Ankara’sı kamu yapıları adeta konunun açık havada anlatımıdır.
Cumhuriyet öncesi sıradan bir Anadolu kasabası görünümündeki Ankara siyasi bir kararla başkent olur. Bu karar cumhuriyetin bu topraklardaki yenilikçi yönünün fiziki yansımasıdır. Yeni rejimin -tabiri caizdir- ayakları yere basan icraatları için kent planlamaları yapılır, halkçı ve devrimci ilkelerle kentsel örgütlenme oluşturulur. Güven Park Anıtı, İçişleri Bakanlığı binası ve TBMM üçgeni bu konseptin bir örneğidir. Kamusal fayda, düzen, intizam ve devlet hâkimiyeti çerçevesinde kent silueti belirir. Bakanlıklar, askeri yapılar, lojmanlar birlik ve bütünlüğü hissettirir. Kent kimliği, millet otoritesi ve aitlik hissi ile şekillenir.
Eski mimari formlardan sıyrılış, modern akımlardan yararlanma, gösterişsiz ve fonksiyonel olana yöneliş, yabancı mimarlardan faydalanış planlama ve uygulamada rejimin aynası niteliğindeki stratejik hamlelerdir. Bu tasarım kararlarının, yeniden inşa kriterlerinin çizdiği başkentin göç gibi etkenlerle gelişen sorunlarına, değişen siyasi algı da eklenince kent kimliğinin özellikle kamu yapılarında değiştiği görülür. Eskişehir ve Konya Yolu gibi şehir merkezi dışındaki alanlara açılan kamu yapılarında kent silueti, alan kullanımı, estetik, insan ölçeği, orantısallık, yeşil alan-açık alan ilişkisi kaygılarının terk edildiği fark edilir. Her kurumun idarecisine verilen yenileme yetkisinin şahsi ve ilkel hırsla dil birliği olmaksızın gelişigüzel formlarla yapı kirliliğine yol açtığı maalesef görülür. 2023 Ankara Planı’nda sürekli imar değişikliği yapılmasına neden olan bu kamu yapılarını yeniden inşa etme, taşıma iktidar yetkisiyle olmaktadır. İmar planında öngörülmeyen yapılaşmalar iktidar kimliğini açık etmekte, gelişigüzel formlar fikri ve konsept açlığı temsil etmektedir. Referans alınan Selçuklu ve Osmanlı mimarisi ögelerini (kapı, kemer, saçak) zamane malzemeleri ile taklit etme kısır bir ‘emanetçi’ politikanın tezahürüdür. Bu başarısız taklitler yeniden canlanma değil geleneksel mimariye hakarettir. Gelişim ve geleceğe miras bu gölge tasarımlarla ne derece mümkündür?
1980 sonrası ortaya çıkan, son 10 yılda ele avuca sığmayan kamu yapılarındaki çirkin çeşitlilik şüphesiz planlama ve uygulamadaki idari boşluk ve boşluğu gidermekteki iradesizlik sebebiyledir. Yarışma yoluyla seçicilik yerine kamu kurumu idarecine bırakılan ihale yoluyla keyficilik başkenti kimlik bunalımına sürüklemektedir. İdeolojinin, anlayışın, eğilimin mimariye yansıdığı gerçeğinden tekrar yola çıkacak olursak çözümlemeleri bu şekilde olan iktidarlar kamu yapılarını her kafadan çıkan sesin titreşiminden şekillenen objeler olarak yükseltir, yerleştirir.
Sonuç olarak kamu yapıları özellikle başkentlerde hem devlet kimliğini hem de kent kimliğini temsil eder. ‘Mevla kayıra’ konseptli kentler modern dünyada itibar kaybettirir. Protokol yolu mantolama çözümleri ile kent itibarı kurtarılamayacağı gibi insan ölçeğinden uzak gösterişli yapılar itibar da kazandırmaz.
Kaynakça: Bürokrasinin Siyasi Görünümü/ Tuğba Elçin
Cumhuriyet Binaları/ Doğan Tekeli
