Aynı zaman,
Güvercinler beslerken süslü avluda
Art niyetini bana taşıttı yıllarca.
Sahra’mdan ayrı bülbüldüm
Rüzgârda şüphe kızdırıp büyüdüm
Esen şüphede ağır bir kırım vardı
Bir de kırımı pussuz havada seven insanlar
Zeytin dalından büyüktü yüküm
Zeytin dalından büyüktü yüküm
Süslü avlu değil bir sevda peşine düştüm.
/.../
/.../
Gökkube fersah fersah lacivert iken
Küçücük dünyama nefes diye asılı iken
Tıka basa bir aslan haşmeti doldurdu semamı
Ciğerimi buldum kabarıp sönen…
İş olsun diye cömertçe uçmak değil ya işim
Kanat
çırptımsa ışıklı sokaklar ağzında, ayaz kaygısında
Perçeminde bir kere hisset diye
Lanet gökdelen camlı bu şehir bize göre değildi
Bayat suyu, plastik kapları, kirli insan akisleri
Ejderha olsa baş edemezdi.
Dişiliğime göre değil bu parklar
Son dönencede seni gördüğüm yere gidelim
Arşa yakınken ben
Duydum suretin nasibimmiş, gidelim…
Bir kafeslik drama hibe etme nefesimi;
Ne medeni balçığa batalım seninle
Ne moral olalım kireç kokulu evlere
Emsali umuda dönsün aşkımın
Çile diye seni öteyim, sevda diye, hüzün diye
Bahar diye, şiir diye, naz diye, söz diye...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder