22 Nisan 2015 Çarşamba

Destanlarda Kadınlarımız



“Bamsı Beyrekleriz… Banu Çiçekler düşlerimizdir.”

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu


   Milli destan ve efsaneler o toplumun din, fazilet ve milli kahramanlık maceralarını anlatır. Toplumun temel taşı ailedir ve aile mefhumu kadın ve erkek ile oluşur. Destanlardaki ‘kadın’ bahsi de o toplumu her şeyiyle ifşa eden bir anahtardır. Türk için ‘at, avrat, silah’ özetinden yola çıkarak destanlarda kadına göz atalım.

   En başa; yaratılışa bakacak olursak kadın Tanrı’ya yaratmak için ilham kaynağıdır. Yaratılış Destanı’nda ilham kaynağı olarak anlatılan Ak Ana göğün on yedinci katı kendisine ayrılmış ışıktan kadın hayalidir. Yine aynı destanda Oğuz Kağan'ın ilk karısı karanlığı yararak gökten inen mavi bir ışıktan, ikinci karısı ise kutsal bir ağaçtan doğmuş insanüstü varlıklardır. Bu insanüstü varlıkların doğumu ışık veya nur ile açıklanmıştır. Uygur Destanı’nda Böğü Han semavi ışıktan doğmuştur; Kuzu Körpeç ve Bayan Destanları’nda da kadın melek olarak tasvir edilmiştir. Gebe kalışları da beş duyu ile kavranması mümkün olmayan varlıklar olarak görüldüğünden suya dokunmakla, buzun içindeki iki buğday tanesini yutmakla, yıldızla (Altay efsaneleri) ya da ilahlarla (Alan Gova menkıbesi) açıklanmıştır.

   Yunan destanlarındaki meşhur mitolojik kahramanlar aşkı, güzelliği, cinselliği temsil eden (Athena, Afrodit,..vs) tanrıçalar iken Türk mitolojisindeki kadın kahramanlar genellikle ‘Ana’ isimli tanrıçalardır: Ak Ana, Umay Ana gibi. Bu tanrıçaların hepsi şeref, fazilet, namus, iyilik, irade, lider, koruyucu özellikleri temsil eder. Kadının temsilcisi Gün Ana göğün7. katında, erkeğin temsilcisi Ay Ata ise 6. katında diye bilinir; kadın göğün, erkek yerin evladı kabul edilir.

   Türk destanlarında kadının sosyal mevki ve itibarı hakanın sol yanında oturmak ile apaçık ortadadır. Kurultaylarda söz sahibi olmak, buyruklarda adının geçmesi, sefer için izin istenmesi, yabancı elçileri kabul etmek, anlaşmaya imza atmak hatta Tomris gibi, Boarık Hatun gibi hükümdar olup ordu yönetmek Türk kadınlarına özgüdür. Ferman yalnız ‘Hakan buyuruyor ki’ ifadesi ile başlıyorsa hükümsüz sayılırdı. Destanlara göre yabancı devletlere gelin giden Türk kadını eşine doğrudan mevki ve unvan kazandırmış olurdu.

   Fars destanı Şehname’de saçından tutulup sürüklenen, yere vurulan, ayaklar altına alınan kadına hiçbir Türk destanında rastlanmaz. Ana hakkı Tanrı hakkına eş tutulur, kız kardeşe de bir o kadar değer verilir. Hatun veya katun akıl danışılan, erine yardımcı olan, gerekirse onunla birlikte savaşan, onu kurtaran (Kanikey’in Manas’ı kurtarması) evdeşidir. İtelemek, horlamak, dövmek şöyle dursun erkeğin evdeşine ‘körklüm’ (güzelim) diye hitap ettiği aktarılır.

 Kız çocuğu olarak dünyaya gelmek;

-Çin’de 1,2,3,..vs diye sıralanmak,

-Arap coğrafyasında diri diri gömülmek,

-Britanya’da murdar sayılmak,

-Eski Roma’da babaya öldürme hakkı sağlamak,

-Hindistan’da felaket olarak görülmek,

-İran’da ‘kul, cariye’ yapılarak babaya menfaat sağlamak iken Türk toplumunda kız-erkek evlat ayrımı yapılmaz. Daha da ötesi kız evlat sahibi olmak isteyen baba Bay Bican Beg, Dede Korkut Oğuzameleri’nde “Begler! Benim dahi hakkıma bir dua eyleyin. Allahü Teâla bana da bir kız evlat vere dedi. Oğuz beyleri el kaldırdılar, dua eylediler. ‘Allah sana bir kız vere’ dediler” bahsi ile geçer.

   Kadın evlilik konusunda rızasına bırakılmıştır. Eşlerini seçerken onlarla at koşturdukları, güreş tuttukları, ava çıktıkları örneklerle mevcuttur. Oğuzname’de Bamsı Beyrek’in Banu Çiçek’e yenilmekten zor kurtulduğu anlatılır. Buradan Türk kadınlarının iyi birer savaşçı olarak yetiştirildikleri de anlaşılır. Destanlarda kadınların erkeklerden kaçmadığı, küçük yaşlarda beraber oyun oynama ile başlayan sosyal ilişkilerinin çok iyi olduğu anlatılır; iç içe ve samimi olmalarına rağmen çirkin ilişkilere rastlanmaz. Athena’nın Zeus’un hem karısı hem kız kardeşi olması, Şehname’de üvey oğluna aşık anne veya evli bir kadının yabancı bir erkeğe gayrimeşru ilişki için yalvarması benzeri çarpık ve ensest ilişkiler söz konusu olmadığı gibi, ırza tecavüz, ölüm veya gözlere mil çekilerek cezalandırılır. Kadın sadakat simgesidir. Evdeşi savaşta ölen Altay Türkü sadık kadın Tanrı’dan ağlamak için dağ yaratmasını istemiştir. Kadının namusu hakkında dedikodu yapılmasına Türk toplumunda itibar edilmez. Günümüzde bir sadakat ve namus ölçüsünü anlatan ‘erkek sinek bile kondurmamak’ deyimi de destanlardaki yeri ile manidardır.

   Türklerde destanlarda anlaşılan kadarıyla tek eşlilik yaygındır. İkinci bir evlilik bahsi, evdeşin rızasına dair bir işaret yoktur. Hatta erkek bir evlat sahibi olamasa bile bir başka kadınla evlenme fikri mevzu bahis edilmez. Dirse Han evdeşine ‘Senden müdür, benden müdür, Tanrı Teâla bize bir oğul vermez, nedendür?’ diye sorar.

   Bu destan ve efsanelerde kadın ruhani, erkek insanidir. Kadın göğü, erkek yeri temsil eder. Buna rağmen kadın erkekten ayrı ve üstün değil, onun beraberinde ve tamamlayıcısıdır. “Han’ım!” hitabına mazhar edilen kadın, Oğuz Destanı’nda güzel gözlü, ırmak dalgası saçlı, inci gibi dişli tasviriyle yer edinmiş, övülmüştür. Yani Türk töresinde kadın kutsaldır, el üstünde tutulmuştur. Kadın da her zaman fedakârlığı ile bu övgülere layık olmuştur.


Kaynakça: Türklerde Kadın ve Aile/ Necdet Sevinç
Türk Medeniyet Tarihi /Ziya Gökalp

14 Nisan 2015 Salı

Ultimatom


"Aynı derya içinde acı, tatlı, tuzlu su;
Kaç girdapla boğuştum hayat zor, ölüm kolay!"

...
Ve sakinin iki ters bir düz intihali
Marmara’yı çıldırtan hasretin altında
Vakti yok yazık etmeye günlerini!

Bu güneşin hevesini kusturan
Rengarenk mumları simsiyah ağlatan
Küçük, çirkin ultimatomlar;
Senceli, benceli, düşünceli...
Sinsi ve mosmor gayzın hamisi

Ve sakinin ağır aksak can çekişi
Marmara’yı uyutan ümidin ardında
Tüm kalbiyle susacak bahanelerini!


Masivadan Ağıt


Hani kirpiklerine takılırdı ağulu ellerim
Şimdi tüm goncalar solsun isterim.
Bey soylu utançlarla kirlenmiş yüzümüz
Bakir yangınına on kala
Kokun ayyukta kalsın isterim.
Masivadan değil günortası hıçkırığım
Kaldırımlarda yorgun,
Ama kırgın ama mahzun
Bileğine yenilmez dualar isterim.
Aklımda hastane odası türküleri
Yılgın, ihtiyarlamış sevdama
Yağız adımlarınla gül isterim.


Usulca gidişin kaç şiir eder?
‘Yasak Sevişmek’ dizelerindeyim;
“…sabaha karşı gel eski gözlerinle gel”


3 Nisan 2015 Cuma

Kavl-i Yalan


Candan içeri girer kavl-i yalan
An olup gayrı kalışı
Çerağı katran nikah gibidir.

Sermaye düştür hayra yorulan
Maşukun aşkı gıyabi kılışı
Şer’e çakılı sabah gibidir.

Sineye oddur esrik tiran
Gönlün şaraba susuşu
Ezelde alınan günah gibidir.

Hakk ile gizli tende vicdan
Yetimin güzafa kanışı
Cumaya hasım siyah gibidir. 

Hak ile zahir alemde nizam
Kör kütük gözlerin kanayışı
Şimdi şimdi çıkan ah gibidir.


23 Şubat 2015 Pazartesi

Fırat Çakıroğlu'na

Kemiğine dayanmış bıçak

Ilık akan bir nida: imdat!

Gavurunda şehit ülkenin

Bahar gelsin diye

Fırat’tan ötesi için…



Nasıl alsa kanı öyle berrak

Atası Alp Er, namı serhat

Çağında yoldaşı olmuş hilalin

Göğünde süzülsün diye

Fırat’tan ötesi için…



Eşkıya bilmiş binlerce alçak

Kampüsteki çarmıha inat

En önde haykırmış seddin

Mavi tüller gerilsin diye

Fırat’tan ötesi için…



Uçmağı müjdeler bu ocak

Yiğit salası sever her şubat

İl kurt yeminiyle inlesin

Hesap görülsün diye

FIRAT’tan ötesi için…



9 Aralık 2014 Salı

Fısıltı

Yaman yar fısıldar
Şehre sığmaz sevincim
Kazan kazan şen lokma
Keklik gibi sekerim
Yar yaman fısıldar
Toy yerine iner kara talihim

Yaman yar fısıldar
Diz kırar, gün eklerim
Mertebe Yüksek, dilek aşikar
Dilimle rüşvet veririm
Yar yaman fısıldar
Toprak geçer başına hanemin

Yaman yar fısıldar
Ayı keser dikerim
Gün doğmadan batar döşekte
Vuslatı harla çekerim
Yar yaman fısıldar
Çentik ile dolar mahbesim

Yaman yar fısıldar
Şahbaz oynaşır ellerim
Telaş kutlu, nifak mahçup
Hatrımdan eskiyi silerim
Yar yaman fısıldar
Soy alır kadim derdim

26 Kasım 2014 Çarşamba

Bülbülün Aslana Yakarışı

Aynı zaman,
Güvercinler beslerken süslü avluda
Art niyetini bana taşıttı yıllarca.
Sahra’mdan ayrı bülbüldüm
Rüzgârda şüphe kızdırıp büyüdüm
Esen şüphede ağır bir kırım vardı
Bir de kırımı pussuz havada seven insanlar
Zeytin dalından büyüktü yüküm
Süslü avlu değil bir sevda peşine düştüm.
/.../
Gökkube fersah fersah lacivert iken
Küçücük dünyama nefes diye asılı iken
Tıka basa bir aslan haşmeti doldurdu semamı
Ciğerimi buldum kabarıp sönen…

İş olsun diye cömertçe uçmak değil ya işim
Kanat çırptımsa ışıklı sokaklar ağzında, ayaz kaygısında
Perçeminde bir kere hisset diye
Lanet gökdelen camlı bu şehir bize göre değildi
Bayat suyu, plastik kapları, kirli insan akisleri
Ejderha olsa baş edemezdi.
Dişiliğime göre değil bu parklar
Son dönencede seni gördüğüm yere gidelim
Arşa yakınken ben
Duydum suretin nasibimmiş, gidelim…

Bir kafeslik drama hibe etme nefesimi;
Ne medeni balçığa batalım seninle
Ne moral olalım kireç kokulu evlere
Emsali umuda dönsün aşkımın
Çile diye seni öteyim, sevda diye, hüzün diye
Bahar diye, şiir diye, naz diye, söz diye...

Uzlaşı

Tüm ağıtlar yakıldı. İsli kazanlarda goncasıyla gülüyle Bilinmez zamandır dolaşık düğümüyle Dini imanı olmayan bayramları hariç tutup Kandil...