26 Kasım 2015 Perşembe

Konar Göçer

Bir gün bir firkatin üstüne
Birkaç dem içeriz ellerimiz üşürcesine
Soluksuz dinleriz hanı
Kan içre kan çeker tahttan düşen hikayeleri
Kendimize doğarız kimse yoksa nazarda
Nazarda doğar nazarda ölürüz
Yeni yurtlar kurar kırkla dayanır
Göçer de konamaz gönlümüz

Tan yeri ne siyah!
Dünden gayrı ahirden de siyah
Hatibi uykuda zilletin
İlanen satılık düşlerimiz,
Lam bir tarafta, diller elifsiz
Can kustuk sevdikçe can vurduk
Sımsıkıydı avuçlarımız ter tuttuk
Yaşa düştü, yola düştü gözümüz
Ha dedi Yunus'un zikri
Ha dedi attı yürek
Komadı hiçbir çadır yerde gökte
Konar da göçemez gönlümüz

18 Ekim 2015 Pazar

Hatun Kişi Niyetine


Rızam olmadan öldürüldüm
Kelli felli bir sefanın sefaletine akıtıldı kanım
Er kişi kayırganlığında
Cam kenarı tek bilet
Yola saçıldı kuru mercan tahtım

Kim bilir hangi gözde sarhoşken yüzüldü derim
Kim bilir hangi gözde unutturdu adımı
Ah bulaştı katlime oluk oluk
Mezartaşım ondurmaz dualar yazılı
Yangının orta yerinde sesim
Kesif bir ağıt, sisli veda
Birkaç sigara, birkaç tane daha
Gül renginde iken söndürüldüm.

29 Eylül 2015 Salı

Bülbülün Aslana Yakarışı-2


Aynı zamandı;
Şafak sökümüne kadar uzunca
Uzunca ve tek öğün karanlık bastı koynuma
Nur içi nâr, nâr içi nur hemdeminde
Sevdamı ufaladı parmak uçlarında
/…/
O aslan ki lâl, derin, halîm
İki kelâmsızlığın haşmetiyle
Boşalttı semâmı, düşman başına
Müjdemi geri isterim!

Demir pençeli rüzgârın üstüne
Kaç kanat çırptı şu ölmez denenler
Kaç dönencede öldüm dirildim;
Cürüm var, sır var, âlem var...
Yıkayın bu şehri kimse kötü değil

Senden özge yuvam mı var?

Bir temaşa arşta buncası
Değilse ya ben seni sever miydim?
Huyunu suyunu çileledi Bostancı
Sen garezinde ruhum üfledi
“Selam” dedi ey sabreden
Müjdemi geri isterim;
Bahar var, şiir var, naz var, söz var.



2 Eylül 2015 Çarşamba

Oyuncaklı Şiir


...
Şiir öğretilmiş lanetlilere sorun
İlkini babama yazan ben kayıp ettim
İşten dönüşünü müjdeleyen pencere
Ve şeftali kesişini anlattığım dizeleri
Masumiyet boy pos atmıştı iyice
Günü gelmişti bir ocağa yuğdum hevesimi
Bahsinde şad olan Çiçi Yabgu’ya sorun
Sırrımı ancak kırkıncı kanatımda ezdim
Kaç ünite nun tütsülü dokunuş
Kaç ıhtırılmış gece mahnisi dinledim
İki sevgili iki yanda;
Hep gülümsemeli çehreli
İkisine de çocukluk ettim.

Bazen ki çoşkun kaynaklı telaşımdır,
Korku sızar oramdan buramdan dur durak bilmez
Cam elyaflı sinirler karşısında daha bi’ hislenirim
Kahır dolup ekseriyetle
Kızışın en kibarcasına vurulurum bir yandan
Cezamı cezbelerle çekerim.
Yine bir cuma bir parça sakinliğe muhtacımdır
Ateşli hastalık çalındı mı kulağıma bir de
Tuzuma tuz katılır Akdeniz koylarında
Bir rakı masasında bırakılır adım
Neye yemin etsem elimde kalır.


İki sevgili iki yanda;
Biri yanıma uzanır rüyasını izlerim
Diğeri belirir dilinde Rahman olanın adıyla
'Tırnağın varsa' der bir sevgili
Diğeri ‘başımı kaşısana’ gözleri güleç
Zan ile gerçeğin atlasında gittim geldim
Aldım verdim kimseyi yenemedim
Sayemde üryanlar şimdi sırt sırta 
Ve küskün ve serkeş
Hep gülümsemeli çehreliydiler
İkisine de çocukluk ettim.

13 Ağustos 2015 Perşembe

Kampüste Türk Olmak




“Karışınca gövdem yurdun topraklarına 
Ruhum uçar ırkımın bayraklarına, 
Varlığının sevgisini onlara taşır; 
Kendisi de ay-yıldıza belki karışır!”

Hüseyin Nihal Atsız


   Toplumsal tepkisi ‘karşıt görüş’ parselasyonuna kurban edilmiş Türkiye’de bozkurt işareti  yapan o elden tutacak çok da kişi bulunamadı. Yine! Çünkü şimdi de Rabia yapmanın makbul olduğu zamanlardı. Fedai sermayesini kampüste çarpıştıran karşıt görüşlü iki grup değil zorba ve işgalci tutumuyla üniversitede yuvalanan terör uzantılı bir grup ile legal bir gençlik hareketinin mensubu tertemiz bir genç vardı karşı karşıya. Bunu dile getiren acılı babanın sözlerine yanlı müdahale etme terbiyesizliğini yapan yılların habercisi şişkinliğindekilerin vebaliyle başlanabilirdi bu meseleye. Konu Çakıroğlu. Gülümseyişinde meseleye hakimiyetinin ince göndermesi...

   Yetkilileri uyarmayı  ‘vicdani görev’ edinen megafon konuşması paylaşıldı ve bu görevi on kişi de kalsak yürüteceğiz ahtını veriyordu. Bölüm birincisiydi. Üstelik terör yapılanmasının, üniversite yönetimi kayıtsızlığı ve hatta şımartışını arkasına alarak sınava girişleri engellemesinin kurbanı olmasına rağmen en başarılı öğrenciydi. Çalışkanlığı ve ağırbaşlılığıyla hocalarının takdirini kazanan bu gencin formasyon dersini sabote eden bir öğrenciyi(!) uyarması ne zamandır süren gerilimin kanla sonuçlanacak kıvılcımı oldu. Alnında günler önce birkaç Pkklı tarafından darp edilişinin izi!

   Görevini yapmayan kolluk kuvvetlerini iyi biliyordu. 1,5 ay önce de polislik sınavını kazanmıştı. Kolundaki dövme engel olunca ‘kafası çalışan adam’ realitesiyle hoca olmaya karar verdi. Akademik kariyer için Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü’ndeki abileri-ablalarının yanına gitti şehit edilmeden tam bir gün önce. Kafasına koymuştu ortaöğretim ve alt dönem üniversiteli kardeşlerine ders veren, alanı değilse bile konunun bilenini bulup yardım isteyen, kardeşlerinin biricik ağabeyi olan bu babacan genç hoca olacaktı. Aklında annesini kira derdinden kurtarma sözü!

   Bir evin tek çocuğu. Büyüse de anne babasının ‘daha çocuk’ dediği. Doğmamış çocuğuna öğütler yazan, kız arkadaşını evine bıraktığında kardeşine ‘Buraya kadar bana emanetti, şimdi sana emanet’ diyen bu genç, öğretmen adayı biri tarafından profesyonelce katlediliyordu! Kadına bakışın günbegün artçı depremler yaşadığı dönemde böylesi erdemli, böylesi efendi bir gencin aksi kalıyordu keşke’li cümlelere.

   Ekmek parasının eşyalaştırılmış tezahürü Fırat’ı polis aracına aldırmadı. Üniformalar vicdan denen mefhuma göre baya küçük kalıplı yapılmıştı. Dilekçe verip hakkını aradığında oralı olmayan o pespaye düzenin maaşlı korkuluğuydu bunlar. Aort damarı kesikti Fırat’ın. Kanı ılık ılık akarken bu ülke hamiyet sahibi bir yiğidini kaybediyordu. Ölüm bir ırmaktı, girecek yeri çok, çıkacak yeri yoktu. Fırat o ırmağa atlamış fısıldayarak uzaklaşıyordu: son sözleri o hep istediği şehadet!

   Devlet malına zarar verilen yerde, Türk’ün şanlı bayrağı yakılan yerde, kampüse gerilen brandada ismiyle, resmiyle canı hedef gösterilen yerde, eğitim hakkına teröristlerce peşkeş çekilen yerde ‘adam aldırma da geç git’ diyemeyişinin şerefini  bırakıyordu ülküdaşlarına. Öyle ya, Allah'a yemin ederek başlamıştı, şehit ve gazileri de şahit tutmuştu. Bir ölüp bin dirilmek gerekti. 

    O değil miydi kampüste  yan yana gelmeyip, kız arkadaşı rahatça okusun diye tanımamazlıktan gelen? İşte bir genç kızın; sevdiği Beyza’sının hayalleri taşlanıyordu az ötede. Ülkü şehitlerinin defterinde bir sayfa daha kan revan çevriliyor, Bornova Ülkü Ocakları duvarı defalarca baktığı o simayı şimdi sırtında taşıyordu. Musalla taşının ayakları tutmuyordu neredeyse, anneden utanıyordu en çok. Gözyaşına alışıktı ama sanki bu kadının gözünden kan akıyordu. Öfke kusan kalabalık bilmem kaçıncı intikam yeminini ediyordu cenaze evinin sessizliğine rağmen. Kopuyordu hatır-gönül, bir sadakat tahtı sallanıyordu. Şubat soğuktu hava puslu; bozkurtlar dört bir yandan son görevine koşuyordu. Fırat uçmağa uğurlanmıştı, Önkuzu ağabeyinin dizinin dibine oturmuş Cengiz ağabeyine selam veriyordu.

   Meselenin seyri sorumluların göz yumduğuyla, sebep olanların yanına kar kaldığıyla, peşine düşenlerin de sağduyu patinajıyla son bulacağa benziyordu. 'Bin yıllık kardeşlik' iddiası taşıyan ülkücü davaya mensup olduğu için sözde kardeş saydıkları tarafından hedef gösterilen ülkücü gençlerin hemen her kampüste yaşadığı zor şartların meselesiydi bu. Kampüslerde ‘Türk olmak’ suçunun mahkemesi kurulup çarmıha gerilen son yiğit olmanın değil sahipsiz kalan Türk devlet iradesinin meselesiydi bu. Çözüm dedikleri bir çözümsüzlüğün meselesiydi bu.

Hatırlardan silmeme, unutmama, unutturmama sözü verdiğimiz Fırat kardeşimizin ruhu şad olsun!




10 Temmuz 2015 Cuma

Uzun Tutukluluk Gülümsemesi


Düpedüz kanına zimmetli soluğum
Sana da bana da can sağlığı

Cemre cemre düşerdi kurşunlar korkulu
Gece 23 bedevi puluyla ucuza giden karanlık
Acı revakta bağdaşını kurar
Uyuştururdu dizlerini bahtımın
Bir kamança asi(l)ce bizi çalardı
Bizi ay ışığında kısır isyana karardı;
Nazlı ikbal, miskin sancı
Namert bir gazel, düşkün kurt aklı
Hepsi bir olup saçlarımı yolardı.

Düştüğüm dehliz yağmursuz ve kokulu;
Yasemen, lavanta, Talaslı açelya
Aynasız kullar el yordamıyla beni sorardı
Çocukluğumun inatlığı sevdana siner
Camgöbeği içkiler içirirdi içlerindeki zanna
Bir ben bildiğimdendir ki küstahça eğlenirdim
Çünkü bir ben Tur Dağı’nda görülen ateşe
Peşkeş çekerdim monarşimi hazırolda
Kefaretsiz kurtarılmak istenirdim koynundan
Sanki taze kıyılarıma havsalası yırtıcı onları;
Sanki onların katliamlarını ısmarlamışım gibi
Ama ne!

Dünden kalan sevgili
Bana mahsus sevgili
Hâsılı sevgili
Gece sabaha kavuşur soluk soluğa
Sana da bana da can sağlığı...

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Güzel Türkistan


Bir mavi ki gıptayla bakmayan gök görmedim

Alev almış atayurt, tutuşmayan ciğer utansın!

Bir mavi ki ayyıldızdan güzel süs görmedim

Azad değil özvatan, hürüm diyen dik baş utansın!

Bir mavi ki yeri Arş-ı Sema

Baht ister Türkistan, Kıraç Ata'sız çağ utansın!


Uzlaşı

Tüm ağıtlar yakıldı. İsli kazanlarda goncasıyla gülüyle Bilinmez zamandır dolaşık düğümüyle Dini imanı olmayan bayramları hariç tutup Kandil...