23 Şubat 2015 Pazartesi

Fırat Çakıroğlu'na

Kemiğine dayanmış bıçak

Ilık akan bir nida: imdat!

Gavurunda şehit ülkenin

Bahar gelsin diye

Fırat’tan ötesi için…



Nasıl alsa kanı öyle berrak

Atası Alp Er, namı serhat

Çağında yoldaşı olmuş hilalin

Göğünde süzülsün diye

Fırat’tan ötesi için…



Eşkıya bilmiş binlerce alçak

Kampüsteki çarmıha inat

En önde haykırmış seddin

Mavi tüller gerilsin diye

Fırat’tan ötesi için…



Uçmağı müjdeler bu ocak

Yiğit salası sever her şubat

İl kurt yeminiyle inlesin

Hesap görülsün diye

FIRAT’tan ötesi için…



9 Aralık 2014 Salı

Fısıltı

Yaman yar fısıldar
Şehre sığmaz sevincim
Kazan kazan şen lokma
Keklik gibi sekerim
Yar yaman fısıldar
Toy yerine iner kara talihim

Yaman yar fısıldar
Diz kırar, gün eklerim
Mertebe Yüksek, dilek aşikar
Dilimle rüşvet veririm
Yar yaman fısıldar
Toprak geçer başına hanemin

Yaman yar fısıldar
Ayı keser dikerim
Gün doğmadan batar döşekte
Vuslatı harla çekerim
Yar yaman fısıldar
Çentik ile dolar mahbesim

Yaman yar fısıldar
Şahbaz oynaşır ellerim
Telaş kutlu, nifak mahçup
Hatrımdan eskiyi silerim
Yar yaman fısıldar
Soy alır kadim derdim

26 Kasım 2014 Çarşamba

Bülbülün Aslana Yakarışı

Aynı zaman,
Güvercinler beslerken süslü avluda
Art niyetini bana taşıttı yıllarca.
Sahra’mdan ayrı bülbüldüm
Rüzgârda şüphe kızdırıp büyüdüm
Esen şüphede ağır bir kırım vardı
Bir de kırımı pussuz havada seven insanlar
Zeytin dalından büyüktü yüküm
Süslü avlu değil bir sevda peşine düştüm.
/.../
Gökkube fersah fersah lacivert iken
Küçücük dünyama nefes diye asılı iken
Tıka basa bir aslan haşmeti doldurdu semamı
Ciğerimi buldum kabarıp sönen…

İş olsun diye cömertçe uçmak değil ya işim
Kanat çırptımsa ışıklı sokaklar ağzında, ayaz kaygısında
Perçeminde bir kere hisset diye
Lanet gökdelen camlı bu şehir bize göre değildi
Bayat suyu, plastik kapları, kirli insan akisleri
Ejderha olsa baş edemezdi.
Dişiliğime göre değil bu parklar
Son dönencede seni gördüğüm yere gidelim
Arşa yakınken ben
Duydum suretin nasibimmiş, gidelim…

Bir kafeslik drama hibe etme nefesimi;
Ne medeni balçığa batalım seninle
Ne moral olalım kireç kokulu evlere
Emsali umuda dönsün aşkımın
Çile diye seni öteyim, sevda diye, hüzün diye
Bahar diye, şiir diye, naz diye, söz diye...

14 Kasım 2014 Cuma

Pus Parkı

Bu mevsim selamsız sabahsız
Bu hava geceleri suratsız
Bu soğuk cennet ıssızlığı
Bu asfalt yalnızlar çiftliği
Bu lamba sevda gizleyen
Bu sevda ateş söndüren
Bu kız büyüyüp ölecek
Bu bebek anasına küsecek
Bu mazlum benden davacı
Bu leylek cinnet tellalı
Bu camekan intihar meyilli
Bu kırmızı kaderin oyunu
Bu vagon yayan astronot
Bu dilenci son Vizigot
Bu yaprak ayıp örter
Bu uçak bomba sever
Bu ses ‘Tanrı' diyor Ulu
Bu kadın gözlerinden kirli
Bu kibrit yanarsa ısınacak
Bu eşkıya barış sıkacak
Bu İstanbul beyefendi katili
Bu zenciler sizli bizli
Bu şarkı bizi hatırlatır
Bu şehir iki kişiliktir
Bu pus benim nefesim
Bu benim kimsesiz halim…

2 Kasım 2014 Pazar

Sonbahar Sevdiren

Ne tez solmuş bahtım avucunda
Ahir şeddeye muhtaç olmaz.
Sana bulanmış yazgıma diretme
Aşkın tehiri olur, terki olmaz.

Dudakların kızıl goncadan fazlası
Bir şiir doğar senden, serdarca
Geceyi yırtar heceleri, endişelenme
Teşbihin hakkı olur, hatası olmaz.

En güzel gülüşünü kendine demle
Yüzün kasımda çocuk, başkentte sıcak
Ülkede namlı ölüm yok deme
Zevalin elçisi olur, sen gibisi olmaz.

Yoktu sana kadar ‘bir Allah’ın kulu’
Senden öncesi bican sonrası bir can
Yetim düşüm Olduran'a teslim
Kabulü yanın olur, ateş olmaz.

15 Ekim 2014 Çarşamba

Asya'nın Kızı

Sayım, kıyım, sayım, kıyım
Uygar benliğim, ilkel yanım
Sehpada güzel çiçekler
Lakin mihrabım ateş
Umurumun aklı yarım

Asya’dan sevmeli Asya’dan
Han susarken…

Diyar diyar hasta bedenler
Küf tutmuş sevgi dediklerini
Korkuları bağışlamaz talihli eller
Bilmezler Meryem nereli?

Asya’da sevmeli Asya’da
Güneş doğarken…

Felek göğe değmeden uzanır yanıma
Zaten meşk de kesat
Ah’a doymaz olsun gönlüm
Kınında asırlık ızdırap

Asya’yı sevmeli Asya’yı
Soluk alıp verirken…

6 Eylül 2014 Cumartesi

Sırr-ı İmtihan

Bırak beni efendim
Semahında inceldi bileklerim
Başım dönmüyor huzurunda artık
Vasfına iman ettim
Us(l)andım esmer narında
Suretinde sebebim bildim
Bırak beni efendim

‘El değmemiş’ emeğini giyindim
Fazlarım sana uyarlı
Zahir mana dolmadan
Bırak beni efendim
Gecene şavkı düşmeden yaman güllerin
Zihnimi Yunus’un ‘boşa’ zannı sarmadan
Kansız ihtilallerin meşhur faili olmadan
Düşmeden yüzüm, dolmadan gözüm
Kopmadan Hafaza’nın kaleminde kıyametim
Beni bırak efendim

Bırak beni pirim
Yemin olsun oniki imamı öğreneceğim
Ulu ozanlarla savaşım bir
İkrarımı Halep’ten getireceğim
Bu secdegahım maşuk için sanılır
Kerametin bilmeyecek nadan değilim

Islah olmaz düşlerim ayan olmadan
Hatrımda şimdilik, handem yad olmadan
Ateşim masumların yüzünü yakmadan bırak
Minnetin beni zehre boğacak
Tutkun, çağımda düşük yapacak
Kayıtsızlığın sırr-ı imtihan
İlmim çarmıhlara dolanacak!

Evlerinin önü bitmeyen türkü
Hakikat makamı ağıt söylerim
Sesim bağrımdan yanık...Hayır değil
Bağrım ateşi cehenneme az gelir.
Bağrım ateşi bir dem sönsün
Beni bırak beyim.

Uzlaşı

Tüm ağıtlar yakıldı. İsli kazanlarda goncasıyla gülüyle Bilinmez zamandır dolaşık düğümüyle Dini imanı olmayan bayramları hariç tutup Kandil...