15 Kasım 2013 Cuma

En "öksüz" Türkler:Ahıska Türkleri



  Onlar Ahıska Türkleri…2700 yıllık tarihinin yaklaşık 250 yılını Osmanlı Devleti bünyesinde yaşadılar. O 250 yıl rahat ve huzurla geçen son yıllarıydı. Osmanlı’nın 1829 Edirne Anlaşması ile Ahıska topraklarını kaybetmesinden sonra karanlık ve acı dolu bir döneme girdiler nice imparatorluk toprağı gibi. Yalnız hikayeleri diğerlerinden biraz farklıydı. Teorideki bu Türk toprağından kopuşun hikayesi pratikte sürgünle devam etti.

  Onlar Ahıska Türkleri… Ekim Devrimi’nden sonra sosyalist maskeli Rus asimile politikalarının sessiz kurbanı oldular. Önce Almanya’nın Sovyetlere açtığı doğu cephesine Rusların yanında askere alındılar. Hitler’in saldırmazlığı öncesi adam yerine koyulmayan Ahıskalılar 1941’de hiçbir eğitim almadıkları halde Sovyet’in duyduğu ‘ihtiyaç’ nedeniyle 40 bin erkeğiyle kendisine ait olmayan bir savaş için cephede kahramanca savaştılar. 15 yaşındaki çocuğu bile cepheye alan Ruslar bu arada geride kalanlara hem demir yolunda çalışma zorunluluğu getirdi hem de bu bayındırlık hizmetinden ötürü masum halka ödül(!) niteliğinde planlar hazırladı.26 bin kayıpla dönüp sonrasındaki ödüle yani sürgüne tanık olan erkekler cephedeki düşmandan sonra evdeki düşmanla da mücadele etti.

  Onlar Ahıska Türkleri… “Haydi toparlanın, yolculuğa çıkıyorsunuz.” diyen Rus askerine “Nereye?” bile diyemediler. Ne alacaklardı ki yanlarına? Gittikleri yerde ne vardı, ne kadar kalacaklardı ki? Birçoğu bu arefe gecesinde bu soruların cevabını bilmiyordu. Ama eli silahlı askerlerin niyetinin kötü olduğu da belliydi. Ermeni komşularının Stalin’in aklındaki Türk tehlikesini körükleyeceklerinden habersiz safça Türkiye hayranlığı konuşmalarını yapmamışlar mıydı? Türkiye’nin 2. Dünya Savaşı’ndaki tarafsız politikasının seyrinin değişmesi ihtimali, Ahıskalıların Türkiye sempatisi, muhtemel birlik ve tüm endişeleri güçlendiren sözde ajanlık suçlamalarıyla dolu raporlar sürgün için Stalin açısından oldukça yeterli sebeplerdi. 1930’lu yıllarda halkın lideri durumunda olan binlerce aydın ve din adamının hapse atılması ile başlayan 10-15 yıllık sürgün planında son aşamaya geliniyordu. Ve 1944 de Gürcü asıllı İçişleri bakanının özenle(!) hazırladığı o mektup Stalin’e ulaşınca artık onun için zemin bu haksızlığa müsaitti; Devlet Savunma Komitesi gizli kararını imzalamaya hazırdı. 90’lı yılların sürgün müzesine değerli parçalar kazandıracaktı.

  Onlar Ahıska Türkleri… Nazilerle değil Türk İstihbaratı ile ilişkiye girmekle suçlandılar. “4 saat içinde neyiniz var neyiniz yok toplayın” sözü üzerine geri dönemeyeceğini düşünenler ata mezarlarından toprak aldı yanına. Sibirya’ya, Kazakistan’a, Kırgızistan ve Özbekistan’a dağıtılacaklardı. Muhtemel Türkiye desteği de engellenecekti. Bir kısmı Rus askeriyle ölüm pahasına çarpışarak Türkiye topraklarına geçti. 362.00 Çeçen, 134.178 İnguş, 68.327 Karaçay Türk’ü, 37.406 Malkar Türk’ü, 228.390 Kırım Tatar’ı ile birlikte 94.555 Ahıska Türk’ü sürgün edildi. Kendi yaptığı demir yolunda yük ve hayvan taşıyan vagonlarda üstelik.

  Onlar Ahıska Türkleri…3 saatte trenlere ulaştırıldılar. Vagonlarda insanlık dışı şartlarda meçhule gidiyorlardı.Isıtma sistemi olmayan hayvan vagonlarının her birinde 200 kişi. Tuvaletsiz, susuz, dışarıda -15, -20 derece soğukta yapılan yolculukta erkeklerin gözleri önünde utandıkları için tuvalet ihtiyaçlarını yapamayan kadınların idrar keselerinin patlamasıyla ölümü. İstasyondan istasyona açılan vagonlarda havasızlıktan boğulma. Ağlama, sızlama ve hıçkırık seslerinden sağır olan kulaklar... Kar mı yağıyordu ölüm mü bu trenlerin çatısına? Hastalıklar bir katliam getiriyordu acıya acı katarak. Nüfusun yarısı varacakları yere ulaşamadı bile. Sözde ajanların Türkiye ile bir irtibatı yoktu. Türkiye’nin de bu kardeşlerinden ne haberdar olmaya ne destek vermeye gönlü vardı zaten. O dehşet dolu yolculuk bitip vagonlar açıldığında Türk kardeşlerine ulaşanlar şanslıydı. Kazakistan topraklarına gelenler Kazak halkı tarafından bir muhâcir-ensar edasında karşılandı mesela. Bu kucaklama, sonraları vefakar Ahıskalılar tarafından dile getirilecek, kaleme alınacak bir destan olarak hatırlandı.

  Onlar Ahıska Türkleri… Gittikleri yerde yaşamaya zorlandılar. Alışmaya çalışırken Türklüklerini Gürcü olmadıklarını kimlikleri dahil her şekilde göstermeye çalıştılar. Hep “Türk’üz ve bundan asla vazgeçmeyiz.” dediler. Sovyetlerde “Türk” diye resmen kabul edilen tek halk oldular ve etnik adlarıyla hiç anılmadılar. Bu ısrarları yüzünden sürekli tehlike olarak görüldüler. KGB takibinden kurtulamadılar. Geri dönme umutları da Gürcistan direnişiyle hep suya düştü. 1921 yılından sonra komünist Sovyet yönetimin, Abhaz, Asetin ve Acarlara Özerk Cumhuriyet kurma hakkından mahrum olan Ahıska Türklerinin 1989 da Sovyet çöküşü esnasında bağımsız bir devlet kurma hayali tekrar canlandı. Fakat daha önce düşünmeleri gereken KGB eliyle etnik fitne sonucu 45 yıldır kardeşçe hayat sürdüğü Özbeklerle yaşayacağı gerilim ve hatta kıyımdı. Ne acıdır ki Sovyet can verirken bile kendileriyle uğraşmaktan vazgeçmeyecek, yıllarca hazırladığı senaryolarla kardeşi Özbek’e “Türklere ölüm” pankartı astıracaktı. Kimliği belirsiz kişilerce yürütülen karalama kampanyaları dürüstlük ve çalışkanlığı ile bilinen Ahıska Türklerini bir anda karalamaya yetecekti. Özbeklere eziyet, Özbeklerle alay etmek, Özbek kadınlara tecavüz etmek dedikoduları pazarlandı ve alıcısı maalesef ki vardı. Sonunda Ahıska Türkleri saldırılara hedef oldu. Ahıskalıların evlerine kırmızı işaret konulup yakılmasını istemekle başlayan bu üzücü olaylar binden fazla evin yakılıp yıkılması, 300'den fazla günahsız insanın ölümü, binlerce kadına, çocuğa ve yaşlıya yapılan işkenceler ile devam ederek tarihe “Fergana Olayları” diye geçecekti. 1-5 Haziran 1989 tarihlerinde yaklaşık 100 bin Ahıska Türkü ikinci vatan edindikleri Özbekistan'dan göçe mecbur bırakılarak sonuçlanacaktı. Bölgeden göçmek zorunda kalan Ahıska Türkleri, Sovyet Guvenlik Kuvvetleri tarafından Fergana dışında kurulan kamplara yerleştirildi. Ahıskalıların büyük bölümü de komşu ülke Kazakistan'a, Kırgızistan'a ve Azerbaycan'a kaçmak zorunda kaldı. Ruslar Özbekistan’da bir oyun oynamış bölgedeki kendi azınlığını korumuş, yolsuzlukları kapatmış, Türklüğünden vazgeçmeyen bu inatçı Ahıska Türklerini tekrar dağıtmayı, parçalamayı başarmıştı.

  Onlar Ahıska Türkleri… Geri dönüş talepleri 1999 yılında Gürcistan’ın Avrupa Konseyi’ne üye olmasıyla birlikte tekrar gündeme geldi. 3 yılda başlayacak geri dönüş planı 12 yılda tamamlanacaktı. Kader bu talebin şartlarını Ahıskalılar aleyhine hazırladı. Gürcistan sürekli gündemdeki geri dönüş işini ilerleyen yıllarda çeşitli şartlar koyarak hep yokuşa sürdü. Geri dönen Müslüman Türk’e verilecek kimliklerde Gürcü ve Hıristiyan yazması, kendi topraklarına değil Gürcistan geneline dağıtılmaları gibi. Haziran 2002’de grev yapan Ahıska Türklerine 'yasa dışı mülteciler' sıfatı verilip ve yeni bir sürgüne gönderilmeleri bile istendi.

  Onlar Ahıska Türkleri…6 Ocak 2013’te Türkiye’de Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın katıldığı Bursa’daki bir toplantıda Türkiye’den vatandaşlık talebinde bulundular. Arınç, “Maşallah başkan 4 bin 500 kişinin hep beraber istisnai yolla vatandaşlığa geçmesini istiyor. Bu dünyada mümkün değil. Böyle bir şey yok. Sen bana en fazla 5 kişi ver. 5 kişiyi anında vatandaş yapayım ama 4 bin 500'ü yapamam.” cevabını aldılar. 70 yıldır sürgünde oldukları hatırlatılıp ve hak istenmesi üzerine ise “Benim bildiğim Ahıskalılar senin söylediğin bu lafları söylemez" şeklinde paylamasını da yaşadılar. Bülent Arınç’ın Ahıskalıları ismi dışında tanımadığını, daha çok pkk’lı teröristlere sempati duyduğunu bilmeden bu hak girişiminden de sonuçsuz kaldılar. Arınç beyefendi salondan ayrılırken arkasından "Vatandaşlık veremiyorsanız, gönderin gitsin bu milleti" diyecek kadar da sürgüne alışıktılar.

  Onlar Ahıska Türkleri… Koskoca Türk milleti içinde belki de en bahtsız, en mazlum olanlar. Yaklaşık 600 bine yakın nüfuslarına rağmen en “öksüz” Türkler. Sözde Osmanlı hayranı ecdad torunları tarafından üvey evlat muamelesi görenler. Bir türlü anlaşılamayan katil Stalin yoldaşlığı peşinde aymazlık edenlerce yarası kanatılanlar. Onlar Ahıska Türkleri… Tanklarla geri dönme umudunu yine de yitirmeyen Türk’çe yaşamaktan vazgeçmeyen kardeşlerimiz, kanımız. "Ahıskalılar Türk mü?" cahilliğine rağmen bu yoldan dönmeyenler. Onlar Ahıska Türkleri… Acılarını asla unutmayacaklarımız.


"Ahıska’ydı burda ellerin hası

Yakıldı ateşe şenliği naşı

Kurtaluncaya dek çekecek yası

Esir olmuş canı elden gidiyor."



Üzeyir Fakîri

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Uzlaşı

Tüm ağıtlar yakıldı. İsli kazanlarda goncasıyla gülüyle Bilinmez zamandır dolaşık düğümüyle Dini imanı olmayan bayramları hariç tutup Kandil...