12 Nisan 2016 Salı

Kıbrıs ve Denktaş-1



   Türklüğü ile övünen, Atatürk ilkelerine bağlılığı ile bilenen, Kıbrıs Türkünün hakları uğruna sürgün yiyen yargıç bir babanın oğludur Rauf Denktaş. 1 yaşında öksüz kalan Denktaş’ı Denktaş yapan babasıdır demek yanlış olmaz: 

'Tayyareci yapacak çocuğunu babalar
Düşman! Bu küçük tayyareciyi tanı
Kanatları altında saklayacak vatanı" Çocukken dilinde dönüp duran bu dizedeki çocuk Rauf'tur, baba ise Raif Bey. Dünyaya geldiğinde yurdu Kıbrıs, Osmanlı padişahı tarafından yayınlanan fermanla bir kiralık toprak iken artık bir İngiliz kolonisi olmaya hazırlanıyordu ve 1925’te Türkiye konsolosu atandı.1571’de Lala Mustafa Paşa’nın fethettiği, 1878’den sonra hâkimiyet-yönetim sürtüşmesi yaşayan adada 3,5 asır süren Osmanoğulları hâkimiyeti resmen bitmişti. Bir İngiliz lisesinde okudu. Üstelik okulun ilk gününde ‘Bello Turko’(deli Türk) sataşmasında bulunan Rum’u evire çevire döverek başladı. İngilizlerin adada Rumlara yapmadığı baskı ‘Türk’ içerikli en ufak bir meselede Türklere karşı yapılıyordu. Türk değil Müslüman; Türkçe değil Rumca, İngilizce; milli gün değil dini bayram; Atatürk değil dini liderler, peygamberler gibi… Babasının Kıbrıs’a dönmesi ve soydaşlarının davasında yer alması temennisi ile Birleşik Krallık’ta hukuk eğitimi aldı. Döndüğünde kendisinden 18 yaş büyük Dr. Fazıl Küçük efsanesinin tam ortasında, onun avukatlığını yaparken buldu kendini. Halkın Sesi gazetesinde beraber yazıyorlardı şimdi beraber halka hitap etmeye başlamışlardı. Hatipliği, kararlılığı Kıbrıs Türklüğüne derman olacağının sinyalleri veriyordu.


   Kıbrıs’ın İngilizlere ilhakı sonrası adada Türk’e yaşatılan bunalım Türkiye’ye göç başlatmıştı. Osmanlı’nın iskân politikasıyla yerleştirdiği aileler bir bir Türkiye’ye göç etti. Kıbrıs’ta Türk kalmayacağı endişesiyle Mustafa Kemal Atatürk duruma müdahale etti ve adada nüfusumuzun olmasının hayati gerekliliğinden bahsetti. Göç durduruldu. Nitekim yıllar içinde Rumların nüfus üstünlüğü üzerinden adada hak girişimleri de oldu.


   Rumlar enosis(Yunanistan ile birleşme) isteğiyle adada huzur bırakmazken birtakım saptırmalarla anavatanda Kıbrıslı Türklerin enosise karşı durmadığı söylentisi oldu. 1931 yılına kadar mücadelesini kongre ve siyasi cemaat örgütlenmeleri ile tek başına sürdüren Türkler, İngilizlerin enosis isyanını bastırıp tüm siyasi faaliyetleri yasaklamasıyla iyice çaresiz kaldı. Rumların enosis yanlısı EKOA terör örgütü patlamalar ve saldırılarla eylemlerine başladı. Atatürk’ün ‘Onun da sırası gelecek’ diyip fırsat ve zemin kolladığı Kıbrıs hakkında ulu önderin ölümünden sonra uzun süre dişe dokunur tek gelişme yaşanmadı. 1949’da Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak ‘Ada İngilizlerde ve çekilmeye niyetleri yok’ açıklaması yaparken Rumlar Ocak 1950’de kilise tertibiyle plebisit (oylama) yaptı. Sömürgelerinden sırayla tası-tarağı toplayıp ayrılan İngilizlerin adadan ayrılmasıyla Kıbrıs’ı kendilerine bırakacağını düşünen Rumlar %90 ‘EVET’ oyu ile Yunanistan’a bağlanma isteğini tekrarladı. Bu durum adadaki Türkleri hayli kızdırsa da Türkiye bir tepki vermedi. Hatta şubat ayında Menderes hükümetinin Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü ‘Böyle bir mesele yoktur’ dedi. Rauf Denktaş sonraları bu açıklamayı Türkiye’nin İngilizlere karşı koyma gücünün olmayışına bağlayıp ‘Kıbrıs Türkiye’nin hep aklında ama zaman müsait değildi’ diye yorumlamıştır. Doğrusu 1954’te Köprülü Kıbrıs üzerinde Türkiye’nin söz hakkı olduğu yönünde demeç vermiştir.


   SSCB'nin desteği ile komünist parti kuran Rumlar İngiltere’de İşçi Partisi'nin hükümete gelmesi ile sömürgelerdeki gevşeyen baskıyı fırsat bilip her koldan çalışma yürüttüler. Adadaki statükonun devamından yana olan Türkiye, iyi ilişkiler titizliği güttüğü Yunanistan’ın Birleşmiş Milletler’e başvurusu ile şaşırdı. Self-determinasyon isteği reddedilen Yunanistan adada gerilimi tavan yaptı. 1957’de polis müfettişi nişanlısıyla arabada katledilince birkaç gece sonra Türk Mukavemet Teşkilatı kuruldu. Denktaş, Dr. Küçük’e göre daha aksiyoner bir adamdı, silahlı direnişi savunuyordu ve bu teşkilatı Dr. Küçük’ten gizlemeyi uygun gördü. Silahlı mücadeleyi şiddetle savunan Denktaş bunun gerekliliğini Ankara’ya kabul ettirmiş 1958’de Genelkurmay Özel Harp Dairesi TMT’yi yönetmeye başlamıştı. Adada fiziki bir ayrıma; sınır ayrımına yol açan silahlı çatışmalar devam ederken Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Londra’da bir araya geldi. Ve fakat 6-7 Eylül olayları patlak vermiş, konferans Türk-Yunan gerginliğinin artmasını önleyememiştir. Türkiye statükoyu bırakıp adanın tanzim edilmesini, Yunanistan da enosisi istemekte ısrar edince taraflar Zürih ve Londra Antlaşmaları sonunda kısıtlı bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasına razı oldular. Türkiye garantör olarak imzaladıysa da adadaki Rumları kayıran bir anlaşmaya engel olduğu söylenemez.


   Nitekim Rumlar az bir zaman sonra Türkleri azınlık statüsüne sokan tekliflerle enosis hayalini dillendirdi. Türkiye’nin reddi bahanesi ile terör yeniden sokağa indi. 21 Türk katledildi. Denktaş Türk askerinin adaya gelmesini elzem görüp davette bulundu. Türk Silahlı Kuvvetleri 4 jet filosu gönderdi. Ve Denktaş’ı dünya kamuoyuna taşıyan olay bu süreçte oldu. BM Güvenlik Konseyi tarihinde hükümet temsilcisi ya da BM görevlisi olmadığı halde konuşan tek lider oldu. 'Türkiye’siz çözüm olmaz' vurgulu 1 saatlik tarihi hitabet dünyada yankı yaptı, Rumlar ve Yunanların azami hazımsızlığı Denktaş’ın adaya girişini yasaklatacaktı. 4 yıllık sürgün işte böyle başladı.


   Yunan ile pazarlığın da sonuç vermediğini gören Türkiye adaya asker gönderiyordu. Denktaş’ın Yunanları adayı silah deposu haline getirdiği şikayeti Türkiye’yi yavru vatana sahip çıkma konusunda harekete geçirdi. ABD, İngiltere ve Yunanistan’a nota verildi. Yetmedi, Cevdet Sunay ‘…yarım saate Kıbrıs’tayız.’ dedi. İsmet İnönü, müttefiklerle ittifakı yıkabileceklerini Times’e yazdırdı. Artık Türk-Yunan sözde dostluğu bitmiş, savaş ihtimalleri konuşuluyordu. Adanın tanzim edilip Türk federasyonu tek çıkar yol deniyordu. Denktaş’ın uzun zamandır ‘iç içe değil yan yana’ çözümü tek yol olarak görülüyordu. Ne pahasına olursa olsun Kıbrıs’tan vazgeçmemek vardı artık dillerde, adı çoktan ‘milli dava’ olmuştu.


   Lozan’da İngilizlere bırakılmış olsa bile adanın mukadderatı konu olduğunda Türkiye Cumhuriyeti’nin söz sahibi olacağı açıkça belirtilmişti. Gel zaman git zaman Türkiye söz sahipliğini kullanmakta giderek ustalaşıyor NATO’ya rağmen Sovyetlerle görüşüp yanında olmasını istiyordu. Türkiye’nin batı sadakati gösterilen tepkisizlikler üzerine rafa kaldırılmıştı. Meşhur Johnson Mektubu’nun tesiri baş eğme değil kafa tutma olacaktı. Nitekim bu mektup Türkiye’nin Kıbrıs harekâtı planını bozmayı tehditle sağlamayı amaçlıyordu. Rumlar ABD’nin bu ayar verme girişiminden memnun olmuştu. Fakat Türkiye’de adaya asker gönderme konusunda meclis tam destek görmeye ve Kıbrıs için protestolar devam ediyordu. 1965’te Yunan uyrukluları Türkiye’den sınır dışı etme başladı.


   4 sene boyunca Ankara’nın Kıbrıs politikalarını gölge gibi takip eden ve hatta bizzat şekillendiren Denktaş zaman zaman Kıbrıs’a kaçak girme yollarını aradı. Adadaki şiddeti ve yasakları gündemde tutmuş mücadele ve müzakere senaryoları hakkında gece-gündüz çalışmıştı. Sovyet desteği sonrası Küba benzetmesi ve giriş yasağı için manastır benzetmesi yapmıştı. Nihayet adaya gizlice gidebildi ancak Rum polisine yakalandı. Göbek adı Yılmaz olan Denktaş gibi bir lider tabi ki dik durdu ve ‘Kıbrıs’a girmem gerek’ sert tavrını koydu. Bu riskli yolculuk hapishanede son bulsa da Türkiye yavru vatan evladının bu habersiz kaçma girişimini diplomatik yollarla çözdü, Denktaş serbest bırakıldı. Denktaş’ın Türkiye’deki faaliyetleri ve Yunanistan’ın bitmek bilmeyen tehditkâr çıkışları Türkiye’de tüm siyasi partiler ve askerin ağız birliği etmesini sağladı. Artık Türkiye Kıbrıs konusunda taviz vermek istemez ve sert dil kullanmaktan imtina etmez oldu.


   Demirel hükümetinin ‘en büyük davamız’ dediği Kıbrıs için 'gerekirse kimseye sormaz işgal ederim' çıkışı heyecan yarattı. 1. Ecevit hükümeti de barışçıl federasyon teklifini yaptı. Sonuç alamayan Türkiye’nin Ege Denizi’nde yaptığı tatbikat panik ve rahatsızlık oluşturdu. Yunanistan 53 savaş gemisiyle yapılan tatbikat sonrası kıta sahanlığı-ada sahanlığı polemiğini başlattı. Bu süre içerisinde Kıbrıs’ta Denktaş’ın deyimiyle Bizans Oyunları sürüyordu ve 15 Temmuz 1974’te Yunan destekli terör örgütü EOKA’cı Sampson darbe yaptı. Türkiye garantör olarak İngiltere’yi beraber müdahaleye davet etti. BM nezdinde batının Türklerin Kıbrıs hassasiyetinden uzak ve ters duruşu anavatan Türkiye'ye kendi başına hareket etme ortamını doğurdu. Türk ordusu alarmda idi, Denktaş Kıbrıs’ta tetikte. Hazırlıklar ve olağanüstü MGK toplantıları ile Ayşe’nin tatile çıkması müjdesi sabaha karşı Kıbrıs Türklerine verildi. Denktaş büyükelçilikte sevinçten ağladı, Mehmetçik adada sevinç ve hasretle karşılandı.


   20 Temmuz 1974, saat 05.00. Türk paraşütçüler yavru vatana ayak bastı. Kıbrıs Türklüğünü öksüz bırakmayan, tüm uyarı ve yaptırımlara rağmen kararlı bir hükümet ve devlet vardı. Senelerce barış odaklı masaya oturan, adaya asker gönderen Türkiye artık yumruğunu çığırtkanlıkla, zorbalıkla iş yapan Yunan'a, Rum'a indirmeye gitmişti. Tarih sahnesinde iki kadim millet ve bir tarafın iyimserliği, sabrına rağmen bitmeyen kadim hasımlık Kıbrıs’ta çarpıştı. Kahraman Türk askeri hiç çıkarmadığı adalet gömleği ile Kıbrıs’ta soydaşının hamiliğini hakkıyla yaptı. Bu yüzyılı kapatmadan yine tek başına bir millet olarak herkese karşı durabileceğini gösterdi. Ve Denktaş… Kod adı 'Toros' namı Koca Bozkurt! Kürşad soyunun son efsanesi… Çoğunluğa karşı, güçlüye karşı, güce karşı direnişin en tatlı, en şirin yüzlüsü. Muhataplarının hayran kaldığı üslubu ile Çağdaş Sokrates, zeki, entelektüel ve cesur lider. Ve hatta Kıbrıs Türklüğünün başbuğu. “Bir millet iki devlet”in öz evladı, has evladı. Kıbrıs'ı şanlı Türk tarihine hediye eden deli Türk'e bin rahmet olsun… (Devamı gelecek)






1 yorum:

Uzlaşı

Tüm ağıtlar yakıldı. İsli kazanlarda goncasıyla gülüyle Bilinmez zamandır dolaşık düğümüyle Dini imanı olmayan bayramları hariç tutup Kandil...