15 Ekim 2014 Çarşamba

Asya'nın Kızı

Sayım, kıyım, sayım, kıyım
Uygar benliğim, ilkel yanım
Sehpada güzel çiçekler
Lakin mihrabım ateş
Umurumun aklı yarım

Asya’dan sevmeli Asya’dan
Han susarken…

Diyar diyar hasta bedenler
Küf tutmuş sevgi dediklerini
Korkuları bağışlamaz talihli eller
Bilmezler Meryem nereli?

Asya’da sevmeli Asya’da
Güneş doğarken…

Felek göğe değmeden uzanır yanıma
Zaten meşk de kesat
Ah’a doymaz olsun gönlüm
Kınında asırlık ızdırap

Asya’yı sevmeli Asya’yı
Soluk alıp verirken…

6 Eylül 2014 Cumartesi

Sırr-ı İmtihan

Bırak beni efendim
Semahında inceldi bileklerim
Başım dönmüyor huzurunda artık
Vasfına iman ettim
Us(l)andım esmer narında
Suretinde sebebim bildim
Bırak beni efendim

‘El değmemiş’ emeğini giyindim
Fazlarım sana uyarlı
Zahir mana dolmadan
Bırak beni efendim
Gecene şavkı düşmeden yaman güllerin
Zihnimi Yunus’un ‘boşa’ zannı sarmadan
Kansız ihtilallerin meşhur faili olmadan
Düşmeden yüzüm, dolmadan gözüm
Kopmadan Hafaza’nın kaleminde kıyametim
Beni bırak efendim

Bırak beni pirim
Yemin olsun oniki imamı öğreneceğim
Ulu ozanlarla savaşım bir
İkrarımı Halep’ten getireceğim
Bu secdegahım maşuk için sanılır
Kerametin bilmeyecek nadan değilim

Islah olmaz düşlerim ayan olmadan
Hatrımda şimdilik, handem yad olmadan
Ateşim masumların yüzünü yakmadan bırak
Minnetin beni zehre boğacak
Tutkun, çağımda düşük yapacak
Kayıtsızlığın sırr-ı imtihan
İlmim çarmıhlara dolanacak!

Evlerinin önü bitmeyen türkü
Hakikat makamı ağıt söylerim
Sesim bağrımdan yanık...Hayır değil
Bağrım ateşi cehenneme az gelir.
Bağrım ateşi bir dem sönsün
Beni bırak beyim.

1 Ağustos 2014 Cuma

Su(ç)suz Türkmenim

Görklü Tanrım böyle buyurdu
Güneş bir emireri, ondan kavurdu
Güneş tepede katmer katmer
Kuyulara su, Türkmene baht ver!
Adım asil, çağım katil
Sahipsizliğim Hakk'tan
Ahımla biter bu devir!
Öcüm bir degil bin
Fikrim sulh degil kin.
Balama kabri elimle açıyorum
Bana aldığım soluk zehir.

İffetsiz gölgeler bile
Dayandı garip boğazıma
Birkaç asırlık kan verdim toprağa.
Gök yeleli kahramanım nerde?
Gök yelelim belki beşikte
Belki süt istiyor anasından
Anası canını arıyor
Sapkın ayaklar altından.

Yaz günü, temmuzda
Nifak savurdular sokağıma.
Mezhepsizler bize gayrılık biçtiler
Yıktılar, yaktılar direğimi
7 kıtaya tamah etmeyenler.
Neft varmış ayağımda
Burnumdan getirdiler.
Neft değil suya açım
Sesimi arap pazarında sattılar,
Tanrım sana el açtım.
Gazabını göster kün vakti
İmansız iri göğüsleriyle
Kahret ağzı eğrileri.
Gözleri kara delik bunların
Gözleri pis çukur
Gözleriyle hakkı vururlar
Dindiren yok, ateşimiz yanar durur.

18 Temmuz 2014 Cuma

Yirmiüçün Sonunda



Yürmiüçün sonunda bir gecenin başında
Süzülürken gözlerin üzerimde
Bir yaman edayla savruldu yıldızlar
Aya kaldı gece çırılçıplak
Zamirleri doğradı ulu orta bir bıçak
Sen’i bıraktı kan revan
Gerisi başka dillere mübah
İlahi sırra böyle gideceğim
Sen deyip yarım akıl susarak


Şüphe emziren iklimler geçirdim
İklim gaybın küçüğü gibiydi.
Kara saçlarında üvey ak,
Apaydın yüzünde kahpe çizik oldu da
Sus pus iklimler geçirdik
İklim biz’in örtüsü gibiydi.


Yirmiüçün sonunda
Bir lacivert geceydi.
Birkaç adım öteydi esaretin
Attım, ayak sesim korkak
Gidişlere tövbeli bir inatla
Can aldık, gökten utanmayarak
Defalarca dirildi yerli yersiz
‘Ben’ dedim bu, elinden tutmalı!
Elleri onmaz bir tevekkülde
Elleri kurak…

22 Haziran 2014 Pazar

Cadde Başında



Ben nisanı hüzne kurmuşum 
Tik tak tik tak çalar sinemde 
Havası soğuktur, rüzgarı yutmuşum 
Eser de yangınım çoşar senemde


Cadde başında durmuşsun 
Yalnızlığıma bakan yamacında 
Yorulmuş sabrıma gölge ararken 
Üç direk bir garip çatı altına 
Oturmuş da bir bey olmuşsun 
Yoluma ferman verir ellerin...


Vara yoğa öfkem bulunur benim 
Tutup onu aramıza koymuşum 
Kurşun gibi yağmasına bakma 
Az sonra kanadı kırılır her sitemin 
Bir ben kalır masada bir de ellerin 
Lat ve Uzzaya acımaz ellerin...


Nasipmis cehrene dünya gözüm 
Bir kerahat vakti haram ile bir hoşum 
Ne uzak ne yakın gibisin 
Ne bildik ne yabancı gelir iklimin 
Aklımın terkine seyirci Çalap 
Karşımda bir rahmet bin azap 
Önceden görmüş yazgımı ellerin 
Kenan ilinde kaybolası ellerin...

27 Mart 2014 Perşembe

Selami Aynur'a


Halep’ten ahd-ü aman varınca ocağa
Ateş düştü gönlüne, sarıldı sancağa.
Kalu Belada mazlumun cefası Türk’e verildi 
Zira buna talip tek ırk o idi.
Corc’un kirli elleri Türkmen’in boynunda 
Küfrü ile kanlı şafak istiyor, 
Kayı reisinin istirahat yurdunda. 
Durmak yiğide ardır; Zülfikar ister 
Silah nedir? Sade küsürat. Bu cenk iman ister! 
Sultan Alparslan hala oradadır ordusu başında
Din ile töre tümen tümen ardında. 
Yedi iklimin garezi Türk’e oldu da ne oldu? 
En-Nur şahit, akıttığı zehirde boğuldu. 
Tanrı İslamı da Türklüğe karınca 
Arşa hak kubbesi dikti; 
Ne mazlum garip kaldı ne yerdeki karınca. 
Ey farzdan dönen korkak bedevi! 
Kavli cihad olanı bitti mi sandın?
İblise tokat çalanı yitti mi sandın?
Selameti ismiyle bir Çepni eri getirecek!
Yusuf yüzlüler bir olup bu defteri dürecek.
Hızır’ın yoldaşı, Türkmeni tek komaz
Takvasına şehadet bulaştı, gayrı övgü olmaz. 
Bir Selami vurmayla üstün mü olunur? 
İ’la-yı Kelimatullah… Zafer Türksüz olmaz! 
Ne kuvayi bitti ne Misak-ı Milli;
Kaya Alpoğlu öğretti, o ilk fetihti. 
Halep orda oldukça arşın ülkümüzü ölçemez. 
Şehit mührü vuruldu kaç kere
O yurt kimseye yar edilmez!

11 Aralık 2013 Çarşamba

Atsız Okurken


    Fikir adamı,tarihçi,şair ve yazar...Hüseyin Nihal Atsız. Mal mülk dünyasında fikirleri yüzünden sıcak yatağından vazgeçen nadir karakter adamlarından. Atsız hakkında onu tanıyan,bilen,yakını,öğrencileri çeşitli şeyler yazdı,yazıyor. Bizzat tanımak görmek nasip olmasa da Atsız'ı özellikle romanları sayesinde tanırsınız. Fikirlerini,hislerini,yaşamını romanlarında karakterlere işler. Her karakterde Atsız'a dair farklı bir taraf belirir. Karakterlerde size hissettirdikleri öyle güçlüdür ki Atsız'ı herşeyiyle anlamaktan başka çareniz kalmaz. Bir Türk milliyetçisi olmayanın ne hissettiğini pek anlayamam ama sempati duymaması için bir neden bulacağını da sanmam.Atsız'ı her Türk milliyetçisinin gönlünde tahta oturtan eseri Bozkurtlar'dan bahsetmek istiyorum.

   Bozkurtların Ölümü bir güzel yurt; Ötüken ile başlar. Ötüken tasvirini okurken hisleriniz Onbaşı Pars'ın yıllar sonra Ötüken'e girişinde yaşadığı hislerden hiç de farklı değildir. Yüzyıllar öncesini bulup çıkarabilirsiniz zihninizden. Atsız ne zamandır orada yaşayıp,gözlemleyip yazmaya karar vermiş gibidir. Ötüken'i kısaca hatırlattıktan sonra olan-bitenin içinde bulursunuz kendinizi.Çuluk Kağan'ın ölümü ile bir anda içinizde bir yerde saklı olan Çinli kini uyanıverir, çok geçmeden Kara Kağan'a duyulan kızgınlığa dönüşüverir.Öyle ki Çin'e esir iken Kür Şad'ın kağana Türk töresini hatırlattığı o anı okuyana kadar zor tutuvermişsinizdir kendinizi.Kür Şad olup ne bir eksik ne bir fazla söyleyebilirsiniz törenin hükmünü. Bu kızgınlık Üçoğul'un ihtilale geç kalışıyla daha da artar.

  Kara Ozan ve Çuçu atışmaları ile şenlenir, gülersiniz. Türk'ün oyuncağı yalnız kılıç değil diye düşünürsünüz. "Ozanların deyişlerindeki gibi anlatılmamıştır Türk" dersiniz.

  Atsız kalemi Kıraç Ata'yı okuyucudan korur. Zira Böğü Alp gibi Kıraç Ata'nın söyledikleri ile yetinmek ne mümkün? Ah elde olsa da 'acunun batımına dek' gönüllerde olacak o isimlerin kanı bugün kimdedir diye sorsak? Onun söylediklerinden de okuyucuyu korur 'ölümden sonra dirileceksiniz' tanıdıklığı ile biraz rahatlarsınız.

  Yumru'nun güler yüzüyle Batı Kağanlığı'na yolculuğa çıkarsınız en az Böğü Alp kadar kafanız karışık. Türklük ağacının iki dalı Doğu ve Batı Kağanlığı yiğitliklerini yarıştırır da taraf tutamazsınız. Yalnız taş yerinde ağırdır ne demekmiş onu anlarsınız.

  Batı Kağanlığı'nda Onbaşı Yamtar'ın papazla bir muhabbeti vardır ki okuyucu tadına doyamaz, yazan doydu mu acaba? Esaret altında olunmasa yıllar sonra Çinli filozof ile muhabbettinden de aynı tadı alabilirsiniz. Lakin gülmek faslı Onbaşı Sançar'ın son gülüşü ile bitmiştir.

  Kıtlık yıllarında canınızdan can gider.Kanlı canlı halinizle İçing Katun'dan öc almak istersiniz. Tuzağa düşen Kara Kağan'a mı Tulu Han'a mı kızılır bilemezsiniz. İkisine de kıyamazsınız.

  Esaret yıllarında Atsız'ın değindiği o ahlak bozulmasını bugün apaçık görürsünüz de orada yazınca ayrı bir yanar canınız,üzülürsünüz. Sanki o tertemiz ırkın bugünkü halinden memnunmuş gibi o güne sarfedersiniz ah'ları vah'ları. Gizliden ihtilal hazırlıkları yürütülürken kurtuluş müjdesini almış gibi çevirirsiniz sayfaları.

  Kür Şad'ın 'budunu kurtarmak için kanlı bir iş' dediği Siganfu baskını gecesi ne siz oradaki yerinizi bilirsiniz ne de kırk yiğit sizi görür. Şad'ın izinde adınız yoklamada olmasa da yürürsünüz. Yamtar'ın Yumru'nun Tuğrul'un kollarında güçlerine güç, Gök Börü'nün de intikamı olursunuz.

  Saraydan kaçarken atlarla Ötüken'e geçme fikri sizin de aklınıza yatar. Lakin o yağmur! Vey Irmağı'nda bir kötü geçit olmak için o an herşeyi yapabilirsiniz. Kara Ozan'ın kopuzu kadar işe yaramak istersiniz.

  Vey Irmağı kıyısındaki o şanlı vuruşma sonunda Kür Şad'ın yenilmeyişine ağlarsınız. Ölümsüz oluşuna şahitlik eder, şimdi nerede olduğunu düşünürsünüz.

  Bozkurtlar Diriliyor'da Çin kağanının korkularına varlığınızla bir 'delil' olarak hak verirsiniz. İhtilal girişiminin sonuçlarını okurken bozkurt soyunun o şerefe rağmen Çin zulmünden çektiği dert olur.

  Ay Hanım'ın gönlüne şüphe düşünce Urungu yerine bahtiyar olursunuz. Lakin o 'beğ değilsin' reddi ile inceden bir sızıyla Urungu'nun kaderine sanki ortak olursunuz.

  Okudukça "İlteriş" ismini daha kağan bilmiyorken siz öğrenirsiniz. Taçam da bilmiyordur daha bozkurt soyundan bir tigin olduğunu.

  Ve Onbaşı Pars'ın Ötüken'e dönüşü... Atsız öyle bir anda öyle bir şey yapmıştır ki okuyucu cehennem sıcağındadır da resmen derya çıkarır önüne.

  Sayfalar bir bir geride kalırken farkında olmadığınız bir şey vardır; intikam. Tonyukuk bilgeliği ve çaşıt oyunları ile şu Çinliye hesap sormanın zamanını en az onlar kadar kolladığınızın farkına varırsınız. Çin duvarına kanlı okla yazılan 'Ötüken'e selam' yüzbaşı Karabuka ile hatırınızdan çıkmayacaktır.

  Onbaşı Urungu'nun kim olduğunu çok iyi bilirsiniz lakin Onbaşı Pars'ın bunu Urungu ile konuşmasını duymak için hiç düşünmeden çadırın orada Kadır Bağa gibi parmağınızı kesip tuza batırabilirsiniz.

  Taçam'ın yarasının ve iyileşmesinin yazarın insafına kaldığını bilirsiniz ve Atsız'ın sizi bu şekilde üzmemesi umuduyla satırları okumaz adeta yaşarsınız.

  Ay Hanım'ın cansız güzel bedeni satırlara uzanmış, kulağınızda 'O hep seni beklemişti' sesi ile bir anda Urungu kadar çaresiz ve perişan oluverirsiniz. Ölüm Uçurumu'nda son olurken hikayesi (belki yeni başlıyor) Ay Hanım kadar mesut olursunuz. Kutlu ölüleri selamlarken biten eserin avuntusu, eserin ismi gibi dirilen bozkurtlar olur.

  O sayfalarda bazen bir okur değilsinizdir. İşbara Han'ın ölümünü duyan Gök Börü'nün gözleri olursunuz,ağlamak için. Yamtar'ın gülerek baktığı son lokması, onun nasibi olamamış o bahtsız but sizsinizdir. Almıla'nın Çinlinin yüzüne inen kırbacı, sadece Pars'ın kapacağı oğlaksınızdır.

  Kür Şad'ın oku nasıl hedefi hiç şaşmadıysa Atsız'ın bu eseri de okuyanının gönlünden hiç şaşmaz. Hatta bu eser okuyucuyu öyle etkiler öyle çarpar ki bir başka eserinde aynı haz alınmaz. Atsız kim midir? Yamtar'ın temiz kalbi, Sançar'ın amansız kahkasıdır. Tonyukuk bilgeliği, Kür Şad cesaretidir. Türk'ün kılıcı kalem olan en büyük askeridir.

  Okumamış olanlar için kitaba dair çok şey paylaştım. Fakat çok daha fazlası ile bu kitap başucu kitabıdır. Geç kalmadan okunmalıdır.

  Vefatının 38. yılında rahmetle anıyorum.Mekanı uçmağ olsun.Ulu tini şad olsun.


Uzlaşı

Tüm ağıtlar yakıldı. İsli kazanlarda goncasıyla gülüyle Bilinmez zamandır dolaşık düğümüyle Dini imanı olmayan bayramları hariç tutup Kandil...