18 Temmuz 2014 Cuma
Yirmiüçün Sonunda
Yürmiüçün sonunda bir gecenin başında
Süzülürken gözlerin üzerimde
Bir yaman edayla savruldu yıldızlar
Aya kaldı gece çırılçıplak
Zamirleri doğradı ulu orta bir bıçak
Sen’i bıraktı kan revan
Gerisi başka dillere mübah
İlahi sırra böyle gideceğim
Sen deyip yarım akıl susarak
Şüphe emziren iklimler geçirdim
İklim gaybın küçüğü gibiydi.
Kara saçlarında üvey ak,
Apaydın yüzünde kahpe çizik oldu da
Sus pus iklimler geçirdik
İklim biz’in örtüsü gibiydi.
Yirmiüçün sonunda
Bir lacivert geceydi.
Birkaç adım öteydi esaretin
Attım, ayak sesim korkak
Gidişlere tövbeli bir inatla
Can aldık, gökten utanmayarak
Defalarca dirildi yerli yersiz
‘Ben’ dedim bu, elinden tutmalı!
Elleri onmaz bir tevekkülde
Elleri kurak…
22 Haziran 2014 Pazar
Cadde Başında
Ben nisanı hüzne kurmuşum
Tik tak tik tak çalar sinemde
Havası soğuktur, rüzgarı yutmuşum
Eser de yangınım çoşar senemde
Cadde başında durmuşsun
Cadde başında durmuşsun
Yalnızlığıma bakan yamacında
Yorulmuş sabrıma gölge ararken
Üç direk bir garip çatı altına
Oturmuş da bir bey olmuşsun
Yoluma ferman verir ellerin...
Vara yoğa öfkem bulunur benim
Vara yoğa öfkem bulunur benim
Tutup onu aramıza koymuşum
Kurşun gibi yağmasına bakma
Az sonra kanadı kırılır her sitemin
Bir ben kalır masada bir de ellerin
Lat ve Uzzaya acımaz ellerin...
Nasipmis cehrene dünya gözüm
Nasipmis cehrene dünya gözüm
Bir kerahat vakti haram ile bir hoşum
Ne uzak ne yakın gibisin
Ne bildik ne yabancı gelir iklimin
Aklımın terkine seyirci Çalap
Karşımda bir rahmet bin azap
Önceden görmüş yazgımı ellerin
Kenan ilinde kaybolası ellerin...
27 Mart 2014 Perşembe
Selami Aynur'a
Halep’ten ahd-ü aman varınca ocağa
Ateş düştü gönlüne, sarıldı sancağa.
Kalu Belada mazlumun cefası Türk’e verildi
Zira buna talip tek ırk o idi.
Corc’un kirli elleri Türkmen’in boynunda
Küfrü ile kanlı şafak istiyor,
Kayı reisinin istirahat yurdunda.
Durmak yiğide ardır; Zülfikar ister
Silah nedir? Sade küsürat. Bu cenk iman ister!
Sultan Alparslan hala oradadır ordusu başında
Din ile töre tümen tümen ardında.
Yedi iklimin garezi Türk’e oldu da ne oldu?
En-Nur şahit, akıttığı zehirde boğuldu.
Tanrı İslamı da Türklüğe karınca
Arşa hak kubbesi dikti;
Ne mazlum garip kaldı ne yerdeki karınca.
Ey farzdan dönen korkak bedevi!
Kavli cihad olanı bitti mi sandın?
İblise tokat çalanı yitti mi sandın?
Selameti ismiyle bir Çepni eri getirecek!
Yusuf yüzlüler bir olup bu defteri dürecek.
Hızır’ın yoldaşı, Türkmeni tek komaz
Takvasına şehadet bulaştı, gayrı övgü olmaz.
Bir Selami vurmayla üstün mü olunur?
İ’la-yı Kelimatullah… Zafer Türksüz olmaz!
Ne kuvayi bitti ne Misak-ı Milli;
Kaya Alpoğlu öğretti, o ilk fetihti.
Halep orda oldukça arşın ülkümüzü ölçemez.
11 Aralık 2013 Çarşamba
Atsız Okurken
Fikir adamı,tarihçi,şair ve
yazar...Hüseyin Nihal Atsız. Mal mülk dünyasında fikirleri
yüzünden sıcak yatağından vazgeçen nadir karakter adamlarından.
Atsız hakkında onu tanıyan,bilen,yakını,öğrencileri çeşitli
şeyler yazdı,yazıyor. Bizzat tanımak görmek nasip olmasa da
Atsız'ı özellikle romanları sayesinde tanırsınız.
Fikirlerini,hislerini,yaşamını romanlarında karakterlere işler.
Her karakterde Atsız'a dair farklı bir taraf belirir. Karakterlerde
size hissettirdikleri öyle güçlüdür ki Atsız'ı herşeyiyle
anlamaktan başka çareniz kalmaz. Bir Türk milliyetçisi olmayanın
ne hissettiğini pek anlayamam ama sempati duymaması için bir neden
bulacağını da sanmam.Atsız'ı her Türk milliyetçisinin gönlünde
tahta oturtan eseri Bozkurtlar'dan bahsetmek istiyorum.
Bozkurtların Ölümü bir güzel yurt;
Ötüken ile başlar. Ötüken tasvirini okurken hisleriniz Onbaşı
Pars'ın yıllar sonra Ötüken'e girişinde yaşadığı hislerden
hiç de farklı değildir. Yüzyıllar öncesini bulup
çıkarabilirsiniz zihninizden. Atsız ne zamandır orada
yaşayıp,gözlemleyip yazmaya karar vermiş gibidir. Ötüken'i
kısaca hatırlattıktan sonra olan-bitenin içinde bulursunuz
kendinizi.Çuluk Kağan'ın ölümü ile bir anda içinizde bir yerde
saklı olan Çinli kini uyanıverir, çok geçmeden Kara Kağan'a
duyulan kızgınlığa dönüşüverir.Öyle ki Çin'e esir iken Kür
Şad'ın kağana Türk töresini hatırlattığı o anı okuyana
kadar zor tutuvermişsinizdir kendinizi.Kür Şad olup ne bir eksik
ne bir fazla söyleyebilirsiniz törenin hükmünü. Bu kızgınlık
Üçoğul'un ihtilale geç kalışıyla daha da artar.
Kara Ozan ve Çuçu atışmaları ile
şenlenir, gülersiniz. Türk'ün oyuncağı yalnız kılıç değil
diye düşünürsünüz. "Ozanların deyişlerindeki gibi
anlatılmamıştır Türk" dersiniz.
Atsız kalemi Kıraç Ata'yı
okuyucudan korur. Zira Böğü Alp gibi Kıraç Ata'nın söyledikleri
ile yetinmek ne mümkün? Ah elde olsa da 'acunun batımına dek'
gönüllerde olacak o isimlerin kanı bugün kimdedir diye sorsak?
Onun söylediklerinden de okuyucuyu korur 'ölümden sonra
dirileceksiniz' tanıdıklığı ile biraz rahatlarsınız.
Yumru'nun güler yüzüyle Batı
Kağanlığı'na yolculuğa çıkarsınız en az Böğü Alp kadar
kafanız karışık. Türklük ağacının iki dalı Doğu ve Batı
Kağanlığı yiğitliklerini yarıştırır da taraf tutamazsınız.
Yalnız taş yerinde ağırdır ne demekmiş onu anlarsınız.
Batı Kağanlığı'nda Onbaşı
Yamtar'ın papazla bir muhabbeti vardır ki okuyucu tadına
doyamaz, yazan doydu mu acaba? Esaret altında olunmasa yıllar sonra
Çinli filozof ile muhabbettinden de aynı tadı alabilirsiniz. Lakin
gülmek faslı Onbaşı Sançar'ın son gülüşü ile bitmiştir.
Kıtlık yıllarında canınızdan can
gider.Kanlı canlı halinizle İçing Katun'dan öc almak istersiniz.
Tuzağa düşen Kara Kağan'a mı Tulu Han'a mı kızılır
bilemezsiniz. İkisine de kıyamazsınız.
Esaret yıllarında Atsız'ın
değindiği o ahlak bozulmasını bugün apaçık görürsünüz de
orada yazınca ayrı bir yanar canınız,üzülürsünüz. Sanki o
tertemiz ırkın bugünkü halinden memnunmuş gibi o güne
sarfedersiniz ah'ları vah'ları. Gizliden ihtilal hazırlıkları
yürütülürken kurtuluş müjdesini almış gibi çevirirsiniz
sayfaları.
Kür Şad'ın 'budunu kurtarmak için
kanlı bir iş' dediği Siganfu baskını gecesi ne siz oradaki
yerinizi bilirsiniz ne de kırk yiğit sizi görür. Şad'ın izinde
adınız yoklamada olmasa da yürürsünüz. Yamtar'ın Yumru'nun
Tuğrul'un kollarında güçlerine güç, Gök Börü'nün de intikamı
olursunuz.
Saraydan kaçarken atlarla Ötüken'e
geçme fikri sizin de aklınıza yatar. Lakin o yağmur! Vey
Irmağı'nda bir kötü geçit olmak için o an herşeyi
yapabilirsiniz. Kara Ozan'ın kopuzu kadar işe yaramak istersiniz.
Vey Irmağı kıyısındaki o şanlı
vuruşma sonunda Kür Şad'ın yenilmeyişine ağlarsınız. Ölümsüz
oluşuna şahitlik eder, şimdi nerede olduğunu düşünürsünüz.
Bozkurtlar Diriliyor'da Çin kağanının
korkularına varlığınızla bir 'delil' olarak hak verirsiniz.
İhtilal girişiminin sonuçlarını okurken bozkurt soyunun o şerefe
rağmen Çin zulmünden çektiği dert olur.
Ay Hanım'ın gönlüne şüphe düşünce
Urungu yerine bahtiyar olursunuz. Lakin o 'beğ değilsin' reddi ile
inceden bir sızıyla Urungu'nun kaderine sanki ortak olursunuz.
Okudukça "İlteriş" ismini
daha kağan bilmiyorken siz öğrenirsiniz. Taçam da bilmiyordur daha
bozkurt soyundan bir tigin olduğunu.
Ve Onbaşı Pars'ın Ötüken'e
dönüşü... Atsız öyle bir anda öyle bir şey yapmıştır ki
okuyucu cehennem sıcağındadır da resmen derya çıkarır önüne.
Sayfalar bir bir geride kalırken
farkında olmadığınız bir şey vardır; intikam. Tonyukuk
bilgeliği ve çaşıt oyunları ile şu Çinliye hesap sormanın
zamanını en az onlar kadar kolladığınızın farkına
varırsınız. Çin duvarına kanlı okla yazılan 'Ötüken'e selam'
yüzbaşı Karabuka ile hatırınızdan çıkmayacaktır.
Onbaşı Urungu'nun kim olduğunu çok
iyi bilirsiniz lakin Onbaşı Pars'ın bunu Urungu ile konuşmasını
duymak için hiç düşünmeden çadırın orada Kadır Bağa gibi
parmağınızı kesip tuza batırabilirsiniz.
Taçam'ın yarasının ve iyileşmesinin
yazarın insafına kaldığını bilirsiniz ve Atsız'ın sizi bu
şekilde üzmemesi umuduyla satırları okumaz adeta yaşarsınız.
Ay Hanım'ın cansız güzel bedeni
satırlara uzanmış, kulağınızda 'O hep seni beklemişti' sesi
ile bir anda Urungu kadar çaresiz ve perişan oluverirsiniz. Ölüm
Uçurumu'nda son olurken hikayesi (belki yeni başlıyor) Ay Hanım
kadar mesut olursunuz. Kutlu ölüleri selamlarken biten eserin
avuntusu, eserin ismi gibi dirilen bozkurtlar olur.
O sayfalarda bazen bir okur
değilsinizdir. İşbara Han'ın ölümünü duyan Gök Börü'nün
gözleri olursunuz,ağlamak için. Yamtar'ın gülerek baktığı son
lokması, onun nasibi olamamış o bahtsız but
sizsinizdir. Almıla'nın Çinlinin yüzüne inen kırbacı, sadece
Pars'ın kapacağı oğlaksınızdır.
Kür Şad'ın oku nasıl hedefi hiç şaşmadıysa Atsız'ın bu eseri de okuyanının gönlünden hiç
şaşmaz. Hatta bu eser okuyucuyu öyle etkiler öyle çarpar ki bir
başka eserinde aynı haz alınmaz. Atsız kim midir? Yamtar'ın temiz
kalbi, Sançar'ın amansız kahkasıdır. Tonyukuk bilgeliği, Kür
Şad cesaretidir. Türk'ün kılıcı kalem olan en büyük askeridir.
Okumamış olanlar için kitaba dair çok şey paylaştım. Fakat çok daha fazlası ile bu kitap başucu kitabıdır. Geç kalmadan okunmalıdır.
Okumamış olanlar için kitaba dair çok şey paylaştım. Fakat çok daha fazlası ile bu kitap başucu kitabıdır. Geç kalmadan okunmalıdır.
Vefatının 38. yılında rahmetle
anıyorum.Mekanı uçmağ olsun.Ulu tini şad olsun.
22 Kasım 2013 Cuma
Aman El-Latif
Bildiğimi peşinen söyletecek bir yük bu
Gördüğüm,uzanıp bir içim sevdiğim düş değil
O ses,o ahenk düş değil
Kalabalık, bir kör yığın
Onu gören heykel taş değilse taş
Onu duymaya kalkmayın
Bir ses ki duyanda yetiniş aramayın
Bilse ardı sıra solan çiçeklere
Ardı sıra kesilen yağmura
Ağlayan çocuğa,yırtılan ufka
Üzülür de esirgemez birkaç damla yaş
Kimisi sevemez sevildiği kadar
Adalet bir çift yeşil gözle gelir
/Bir çift yeşil ki maviye siyaha lanet ettirir/
Adalet dedim ya
Birkaç masumu ipe götürecek şey
Gamzelerinin şahitliğidir.
İns ü cini köpük köpük dertlendirecek
Yüzünün yere düşmesidir
Kederi meşale gibi
Yaktıkça peşinden gidilir.
Düşünmeden edemezsin
Geçince sofranın başına
Nimete mi şükretsin,nimet mi şükretsin?
Tanrı cana can yaratmış
Ülgen'in en uysal kızı
Hazar'ın efendisi,
Altay'ın gök mavisi
İsmi 'tek' cismi tek,
Sanki bizim gibi bir gövde bir baş
Tanrı canına can yaratmış
Buldukça 'Aman El-Latif' deyilesi
Gördüğüm,uzanıp bir içim sevdiğim düş değil
O ses,o ahenk düş değil
Kalabalık, bir kör yığın
Onu gören heykel taş değilse taş
Onu duymaya kalkmayın
Bir ses ki duyanda yetiniş aramayın
Bilse ardı sıra solan çiçeklere
Ardı sıra kesilen yağmura
Ağlayan çocuğa,yırtılan ufka
Üzülür de esirgemez birkaç damla yaş
Kimisi sevemez sevildiği kadar
Adalet bir çift yeşil gözle gelir
/Bir çift yeşil ki maviye siyaha lanet ettirir/
Adalet dedim ya
Birkaç masumu ipe götürecek şey
Gamzelerinin şahitliğidir.
İns ü cini köpük köpük dertlendirecek
Yüzünün yere düşmesidir
Kederi meşale gibi
Yaktıkça peşinden gidilir.
Düşünmeden edemezsin
Geçince sofranın başına
Nimete mi şükretsin,nimet mi şükretsin?
Tanrı cana can yaratmış
Ülgen'in en uysal kızı
Hazar'ın efendisi,
Altay'ın gök mavisi
İsmi 'tek' cismi tek,
Sanki bizim gibi bir gövde bir baş
Tanrı canına can yaratmış
Buldukça 'Aman El-Latif' deyilesi
Benim Kentim
Kaçıncı çarpışma bu
İlan edilmemiş bir savaşta
Kuralları kuralsız
Gri gökte,
Uğultulu yerde
Yine neye itilafımız?
Sakin olmam gerek
Senelerce ördüm kıyıdan köşeye
Sakındım;
Riya zırhlı yabancıdan
Benim kentim düşemez
Burçlarıma el süremez gayrimeşru hırslar
Değemez dizlerim yere
Teslim edemem,ele veremem gözyaşımı
Benim gölgemde serinlerken
Ebabil kuşları
Bitemez Ebrehe'yi yakacak taşlarım
Birkaç kelimeyle de olsa
Ben kutsandım
Uyup da ihtirasın kıt aklına
Bırakamam yaman taziyeleri
Eğlensin diye geride
Kaçıncı sınama bu
Niyetin iyisi nazlı da olsa
Bırakmam,düşerim peşine
Onun sancıları acısız
Küsmesi önce kendine hayırsız
Doğrusu bir olup yine
‘Yıkıl' buyurmadıysa Tanrı da
Zaferlerimle yenisini kut'larız
İlan edilmemiş bir savaşta
Kuralları kuralsız
Gri gökte,
Uğultulu yerde
Yine neye itilafımız?
Sakin olmam gerek
Senelerce ördüm kıyıdan köşeye
Sakındım;
Riya zırhlı yabancıdan
Benim kentim düşemez
Burçlarıma el süremez gayrimeşru hırslar
Değemez dizlerim yere
Teslim edemem,ele veremem gözyaşımı
Benim gölgemde serinlerken
Ebabil kuşları
Bitemez Ebrehe'yi yakacak taşlarım
Birkaç kelimeyle de olsa
Ben kutsandım
Uyup da ihtirasın kıt aklına
Bırakamam yaman taziyeleri
Eğlensin diye geride
Kaçıncı sınama bu
Niyetin iyisi nazlı da olsa
Bırakmam,düşerim peşine
Onun sancıları acısız
Küsmesi önce kendine hayırsız
Doğrusu bir olup yine
‘Yıkıl' buyurmadıysa Tanrı da
Zaferlerimle yenisini kut'larız
O Kız
Kız yaklaştı
Gözleri tertemiz
Büyükçe yüreği aklından önde
Onara onara büyütmüş belli
Az daha gelmeyecekti
Sözüne itibar ettirseydi
Ne iyi ne kötü biri
Kız oturdu
Serçe heyecanı ayakta
Muhabbet istedik masaya biraz da şeker
Laf lafı açtı
Kız kulesinde sözleştik
Fikrime girdi, günahıma girdi ayaküstü
/Günahın hepsi benim olsundu/
Kadehler dolacaktı
Şimdilik erteledik
Kız sustu
Yine de sevimliydi
Elinde Cemal Süreya
Tırnakları gök mavisiydi
Anlatamam gizli sevdasını
Sır dedik ya
Kız bilmiyordu siz de bilmeyin
Sevdalandığının beş para etmediğini
Kız ne güzeldi
Tane tane saçlar
Dal gibi boynunu saklar
İsminde takı yüzünde nur
Allah sanatı bu; öyle endamlı
/Tanrı dersem kızar/
İncecik sesi azıcık da nazlı
Sanırım yüzünde ay da saklı…
Kız kalktı
Mevsime aldırmadan yürüdü
Birdenbire uzak oldu adımlarında beyaz yer
Sessizce anlaşmış bir çift kanatla
Neye değişti ki şimdi sözlerimizi?
Gitti,
Düşünmedi bile; usulca
Gitti,
Bir hiç bıraktı karşımda...
Gözleri tertemiz
Büyükçe yüreği aklından önde
Onara onara büyütmüş belli
Az daha gelmeyecekti
Sözüne itibar ettirseydi
Ne iyi ne kötü biri
Kız oturdu
Serçe heyecanı ayakta
Muhabbet istedik masaya biraz da şeker
Laf lafı açtı
Kız kulesinde sözleştik
Fikrime girdi, günahıma girdi ayaküstü
/Günahın hepsi benim olsundu/
Kadehler dolacaktı
Şimdilik erteledik
Kız sustu
Yine de sevimliydi
Elinde Cemal Süreya
Tırnakları gök mavisiydi
Anlatamam gizli sevdasını
Sır dedik ya
Kız bilmiyordu siz de bilmeyin
Sevdalandığının beş para etmediğini
Kız ne güzeldi
Tane tane saçlar
Dal gibi boynunu saklar
İsminde takı yüzünde nur
Allah sanatı bu; öyle endamlı
/Tanrı dersem kızar/
İncecik sesi azıcık da nazlı
Sanırım yüzünde ay da saklı…
Kız kalktı
Mevsime aldırmadan yürüdü
Birdenbire uzak oldu adımlarında beyaz yer
Sessizce anlaşmış bir çift kanatla
Neye değişti ki şimdi sözlerimizi?
Gitti,
Düşünmedi bile; usulca
Gitti,
Bir hiç bıraktı karşımda...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Uzlaşı
Tüm ağıtlar yakıldı. İsli kazanlarda goncasıyla gülüyle Bilinmez zamandır dolaşık düğümüyle Dini imanı olmayan bayramları hariç tutup Kandil...
-
Haydi Bismillah! diyerek başladım. Kendi döneminde öyle veya böyle her insanın hayatına iştigal eden bu adamın tanıyanın kayıtsız kalam...
-
Tüm ağıtlar yakıldı. İsli kazanlarda goncasıyla gülüyle Bilinmez zamandır dolaşık düğümüyle Dini imanı olmayan bayramları hariç tutup Kandil...
-
/Bir Endülüs sokağında bırakılabilirdi adım Benzer bir zarafetle yüz sürerdim toprağa Küffar bilirdim katilimi Bir şansmış gibi koyardım akl...
