22 Haziran 2014 Pazar

Cadde Başında



Ben nisanı hüzne kurmuşum 
Tik tak tik tak çalar sinemde 
Havası soğuktur, rüzgarı yutmuşum 
Eser de yangınım çoşar senemde


Cadde başında durmuşsun 
Yalnızlığıma bakan yamacında 
Yorulmuş sabrıma gölge ararken 
Üç direk bir garip çatı altına 
Oturmuş da bir bey olmuşsun 
Yoluma ferman verir ellerin...


Vara yoğa öfkem bulunur benim 
Tutup onu aramıza koymuşum 
Kurşun gibi yağmasına bakma 
Az sonra kanadı kırılır her sitemin 
Bir ben kalır masada bir de ellerin 
Lat ve Uzzaya acımaz ellerin...


Nasipmis cehrene dünya gözüm 
Bir kerahat vakti haram ile bir hoşum 
Ne uzak ne yakın gibisin 
Ne bildik ne yabancı gelir iklimin 
Aklımın terkine seyirci Çalap 
Karşımda bir rahmet bin azap 
Önceden görmüş yazgımı ellerin 
Kenan ilinde kaybolası ellerin...

27 Mart 2014 Perşembe

Selami Aynur'a


Halep’ten ahd-ü aman varınca ocağa
Ateş düştü gönlüne, sarıldı sancağa.
Kalu Belada mazlumun cefası Türk’e verildi 
Zira buna talip tek ırk o idi.
Corc’un kirli elleri Türkmen’in boynunda 
Küfrü ile kanlı şafak istiyor, 
Kayı reisinin istirahat yurdunda. 
Durmak yiğide ardır; Zülfikar ister 
Silah nedir? Sade küsürat. Bu cenk iman ister! 
Sultan Alparslan hala oradadır ordusu başında
Din ile töre tümen tümen ardında. 
Yedi iklimin garezi Türk’e oldu da ne oldu? 
En-Nur şahit, akıttığı zehirde boğuldu. 
Tanrı İslamı da Türklüğe karınca 
Arşa hak kubbesi dikti; 
Ne mazlum garip kaldı ne yerdeki karınca. 
Ey farzdan dönen korkak bedevi! 
Kavli cihad olanı bitti mi sandın?
İblise tokat çalanı yitti mi sandın?
Selameti ismiyle bir Çepni eri getirecek!
Yusuf yüzlüler bir olup bu defteri dürecek.
Hızır’ın yoldaşı, Türkmeni tek komaz
Takvasına şehadet bulaştı, gayrı övgü olmaz. 
Bir Selami vurmayla üstün mü olunur? 
İ’la-yı Kelimatullah… Zafer Türksüz olmaz! 
Ne kuvayi bitti ne Misak-ı Milli;
Kaya Alpoğlu öğretti, o ilk fetihti. 
Halep orda oldukça arşın ülkümüzü ölçemez. 
Şehit mührü vuruldu kaç kere
O yurt kimseye yar edilmez!

11 Aralık 2013 Çarşamba

Atsız Okurken


    Fikir adamı,tarihçi,şair ve yazar...Hüseyin Nihal Atsız. Mal mülk dünyasında fikirleri yüzünden sıcak yatağından vazgeçen nadir karakter adamlarından. Atsız hakkında onu tanıyan,bilen,yakını,öğrencileri çeşitli şeyler yazdı,yazıyor. Bizzat tanımak görmek nasip olmasa da Atsız'ı özellikle romanları sayesinde tanırsınız. Fikirlerini,hislerini,yaşamını romanlarında karakterlere işler. Her karakterde Atsız'a dair farklı bir taraf belirir. Karakterlerde size hissettirdikleri öyle güçlüdür ki Atsız'ı herşeyiyle anlamaktan başka çareniz kalmaz. Bir Türk milliyetçisi olmayanın ne hissettiğini pek anlayamam ama sempati duymaması için bir neden bulacağını da sanmam.Atsız'ı her Türk milliyetçisinin gönlünde tahta oturtan eseri Bozkurtlar'dan bahsetmek istiyorum.

   Bozkurtların Ölümü bir güzel yurt; Ötüken ile başlar. Ötüken tasvirini okurken hisleriniz Onbaşı Pars'ın yıllar sonra Ötüken'e girişinde yaşadığı hislerden hiç de farklı değildir. Yüzyıllar öncesini bulup çıkarabilirsiniz zihninizden. Atsız ne zamandır orada yaşayıp,gözlemleyip yazmaya karar vermiş gibidir. Ötüken'i kısaca hatırlattıktan sonra olan-bitenin içinde bulursunuz kendinizi.Çuluk Kağan'ın ölümü ile bir anda içinizde bir yerde saklı olan Çinli kini uyanıverir, çok geçmeden Kara Kağan'a duyulan kızgınlığa dönüşüverir.Öyle ki Çin'e esir iken Kür Şad'ın kağana Türk töresini hatırlattığı o anı okuyana kadar zor tutuvermişsinizdir kendinizi.Kür Şad olup ne bir eksik ne bir fazla söyleyebilirsiniz törenin hükmünü. Bu kızgınlık Üçoğul'un ihtilale geç kalışıyla daha da artar.

  Kara Ozan ve Çuçu atışmaları ile şenlenir, gülersiniz. Türk'ün oyuncağı yalnız kılıç değil diye düşünürsünüz. "Ozanların deyişlerindeki gibi anlatılmamıştır Türk" dersiniz.

  Atsız kalemi Kıraç Ata'yı okuyucudan korur. Zira Böğü Alp gibi Kıraç Ata'nın söyledikleri ile yetinmek ne mümkün? Ah elde olsa da 'acunun batımına dek' gönüllerde olacak o isimlerin kanı bugün kimdedir diye sorsak? Onun söylediklerinden de okuyucuyu korur 'ölümden sonra dirileceksiniz' tanıdıklığı ile biraz rahatlarsınız.

  Yumru'nun güler yüzüyle Batı Kağanlığı'na yolculuğa çıkarsınız en az Böğü Alp kadar kafanız karışık. Türklük ağacının iki dalı Doğu ve Batı Kağanlığı yiğitliklerini yarıştırır da taraf tutamazsınız. Yalnız taş yerinde ağırdır ne demekmiş onu anlarsınız.

  Batı Kağanlığı'nda Onbaşı Yamtar'ın papazla bir muhabbeti vardır ki okuyucu tadına doyamaz, yazan doydu mu acaba? Esaret altında olunmasa yıllar sonra Çinli filozof ile muhabbettinden de aynı tadı alabilirsiniz. Lakin gülmek faslı Onbaşı Sançar'ın son gülüşü ile bitmiştir.

  Kıtlık yıllarında canınızdan can gider.Kanlı canlı halinizle İçing Katun'dan öc almak istersiniz. Tuzağa düşen Kara Kağan'a mı Tulu Han'a mı kızılır bilemezsiniz. İkisine de kıyamazsınız.

  Esaret yıllarında Atsız'ın değindiği o ahlak bozulmasını bugün apaçık görürsünüz de orada yazınca ayrı bir yanar canınız,üzülürsünüz. Sanki o tertemiz ırkın bugünkü halinden memnunmuş gibi o güne sarfedersiniz ah'ları vah'ları. Gizliden ihtilal hazırlıkları yürütülürken kurtuluş müjdesini almış gibi çevirirsiniz sayfaları.

  Kür Şad'ın 'budunu kurtarmak için kanlı bir iş' dediği Siganfu baskını gecesi ne siz oradaki yerinizi bilirsiniz ne de kırk yiğit sizi görür. Şad'ın izinde adınız yoklamada olmasa da yürürsünüz. Yamtar'ın Yumru'nun Tuğrul'un kollarında güçlerine güç, Gök Börü'nün de intikamı olursunuz.

  Saraydan kaçarken atlarla Ötüken'e geçme fikri sizin de aklınıza yatar. Lakin o yağmur! Vey Irmağı'nda bir kötü geçit olmak için o an herşeyi yapabilirsiniz. Kara Ozan'ın kopuzu kadar işe yaramak istersiniz.

  Vey Irmağı kıyısındaki o şanlı vuruşma sonunda Kür Şad'ın yenilmeyişine ağlarsınız. Ölümsüz oluşuna şahitlik eder, şimdi nerede olduğunu düşünürsünüz.

  Bozkurtlar Diriliyor'da Çin kağanının korkularına varlığınızla bir 'delil' olarak hak verirsiniz. İhtilal girişiminin sonuçlarını okurken bozkurt soyunun o şerefe rağmen Çin zulmünden çektiği dert olur.

  Ay Hanım'ın gönlüne şüphe düşünce Urungu yerine bahtiyar olursunuz. Lakin o 'beğ değilsin' reddi ile inceden bir sızıyla Urungu'nun kaderine sanki ortak olursunuz.

  Okudukça "İlteriş" ismini daha kağan bilmiyorken siz öğrenirsiniz. Taçam da bilmiyordur daha bozkurt soyundan bir tigin olduğunu.

  Ve Onbaşı Pars'ın Ötüken'e dönüşü... Atsız öyle bir anda öyle bir şey yapmıştır ki okuyucu cehennem sıcağındadır da resmen derya çıkarır önüne.

  Sayfalar bir bir geride kalırken farkında olmadığınız bir şey vardır; intikam. Tonyukuk bilgeliği ve çaşıt oyunları ile şu Çinliye hesap sormanın zamanını en az onlar kadar kolladığınızın farkına varırsınız. Çin duvarına kanlı okla yazılan 'Ötüken'e selam' yüzbaşı Karabuka ile hatırınızdan çıkmayacaktır.

  Onbaşı Urungu'nun kim olduğunu çok iyi bilirsiniz lakin Onbaşı Pars'ın bunu Urungu ile konuşmasını duymak için hiç düşünmeden çadırın orada Kadır Bağa gibi parmağınızı kesip tuza batırabilirsiniz.

  Taçam'ın yarasının ve iyileşmesinin yazarın insafına kaldığını bilirsiniz ve Atsız'ın sizi bu şekilde üzmemesi umuduyla satırları okumaz adeta yaşarsınız.

  Ay Hanım'ın cansız güzel bedeni satırlara uzanmış, kulağınızda 'O hep seni beklemişti' sesi ile bir anda Urungu kadar çaresiz ve perişan oluverirsiniz. Ölüm Uçurumu'nda son olurken hikayesi (belki yeni başlıyor) Ay Hanım kadar mesut olursunuz. Kutlu ölüleri selamlarken biten eserin avuntusu, eserin ismi gibi dirilen bozkurtlar olur.

  O sayfalarda bazen bir okur değilsinizdir. İşbara Han'ın ölümünü duyan Gök Börü'nün gözleri olursunuz,ağlamak için. Yamtar'ın gülerek baktığı son lokması, onun nasibi olamamış o bahtsız but sizsinizdir. Almıla'nın Çinlinin yüzüne inen kırbacı, sadece Pars'ın kapacağı oğlaksınızdır.

  Kür Şad'ın oku nasıl hedefi hiç şaşmadıysa Atsız'ın bu eseri de okuyanının gönlünden hiç şaşmaz. Hatta bu eser okuyucuyu öyle etkiler öyle çarpar ki bir başka eserinde aynı haz alınmaz. Atsız kim midir? Yamtar'ın temiz kalbi, Sançar'ın amansız kahkasıdır. Tonyukuk bilgeliği, Kür Şad cesaretidir. Türk'ün kılıcı kalem olan en büyük askeridir.

  Okumamış olanlar için kitaba dair çok şey paylaştım. Fakat çok daha fazlası ile bu kitap başucu kitabıdır. Geç kalmadan okunmalıdır.

  Vefatının 38. yılında rahmetle anıyorum.Mekanı uçmağ olsun.Ulu tini şad olsun.


22 Kasım 2013 Cuma

Aman El-Latif

Bildiğimi peşinen söyletecek bir yük bu
Gördüğüm,uzanıp bir içim sevdiğim düş değil
O ses,o ahenk düş değil
Kalabalık, bir kör yığın
Onu gören heykel taş değilse taş
Onu duymaya kalkmayın
Bir ses ki duyanda yetiniş aramayın
Bilse ardı sıra solan çiçeklere
Ardı sıra kesilen yağmura
Ağlayan çocuğa,yırtılan ufka
Üzülür de esirgemez birkaç damla yaş

Kimisi sevemez sevildiği kadar
Adalet bir çift yeşil gözle gelir
/Bir çift yeşil ki maviye siyaha lanet ettirir/
Adalet dedim ya
Birkaç masumu ipe götürecek şey
Gamzelerinin şahitliğidir.
İns ü cini köpük köpük dertlendirecek
Yüzünün yere düşmesidir
Kederi meşale gibi
Yaktıkça peşinden gidilir.
Düşünmeden edemezsin
Geçince sofranın başına
Nimete mi şükretsin,nimet mi şükretsin?

Tanrı cana can yaratmış
Ülgen'in en uysal kızı
Hazar'ın efendisi,
Altay'ın gök mavisi
İsmi 'tek' cismi tek,
Sanki bizim gibi bir gövde bir baş
Tanrı canına can yaratmış
Buldukça 'Aman El-Latif' deyilesi

Benim Kentim

Kaçıncı çarpışma bu
İlan edilmemiş bir savaşta
Kuralları kuralsız
Gri gökte,
Uğultulu yerde
Yine neye itilafımız?

Sakin olmam gerek
Senelerce ördüm kıyıdan köşeye
Sakındım;
Riya zırhlı yabancıdan
Benim kentim düşemez
Burçlarıma el süremez gayrimeşru hırslar
Değemez dizlerim yere
Teslim edemem,ele veremem gözyaşımı
Benim gölgemde serinlerken
Ebabil kuşları
Bitemez Ebrehe'yi yakacak taşlarım
Birkaç kelimeyle de olsa
Ben kutsandım
Uyup da ihtirasın kıt aklına
Bırakamam yaman taziyeleri
Eğlensin diye geride

Kaçıncı sınama bu
Niyetin iyisi nazlı da olsa
Bırakmam,düşerim peşine
Onun sancıları acısız
Küsmesi önce kendine hayırsız
Doğrusu bir olup yine
‘Yıkıl' buyurmadıysa Tanrı da
Zaferlerimle yenisini kut'larız

O Kız

Kız yaklaştı
Gözleri tertemiz
Büyükçe yüreği aklından önde
Onara onara büyütmüş belli
Az daha gelmeyecekti
Sözüne itibar ettirseydi
Ne iyi ne kötü biri

Kız oturdu
Serçe heyecanı ayakta
Muhabbet istedik masaya biraz da şeker
Laf lafı açtı
Kız kulesinde sözleştik
Fikrime girdi, günahıma girdi ayaküstü
/Günahın hepsi benim olsundu/
Kadehler dolacaktı
Şimdilik erteledik

Kız sustu
Yine de sevimliydi
Elinde Cemal Süreya
Tırnakları gök mavisiydi
Anlatamam gizli sevdasını
Sır dedik ya
Kız bilmiyordu siz de bilmeyin
Sevdalandığının beş para etmediğini

Kız ne güzeldi
Tane tane saçlar
Dal gibi boynunu saklar
İsminde takı yüzünde nur
Allah sanatı bu; öyle endamlı
/Tanrı dersem kızar/
İncecik sesi azıcık da nazlı
Sanırım yüzünde ay da saklı…

Kız kalktı
Mevsime aldırmadan yürüdü
Birdenbire uzak oldu adımlarında beyaz yer
Sessizce anlaşmış bir çift kanatla
Neye değişti ki şimdi sözlerimizi?
Gitti,
Düşünmedi bile; usulca
Gitti,
Bir hiç bıraktı karşımda...

Tuğram...

Miğferinden süzülüyor asaletin
Yere düşüyor kan kaplı umurum
Nişan alıyor ellerin tereddütsüz
Havada düşüyor mülk-ü aklım

Kıyama duruyor zaman
İşmar ediyor yere göğe
Bir düğümdür atılıyor da yüreğime
Bundan habersiz kapanıyorum dizlerine tuğram
Her kırpışında gözlerini hürriyetim esir düşüyor sana
O geceyi defalarca anlatışıma eşlik ediyor Almatı
Ben ilk bilirim, ben tek bilirim de
Kim bilir bu onun için kaçıncı

Günün gecenin ayın yılın ameli
Tefekkürünle doluyor
Sen seferlerinle hangi şehre doğarsın bilmezken
Şu yokuştan dönüp geliyor başı eğik akşamlar
Arzun eskimiyor dünü besliyor ha bire
Züleyha’yı dinliyorum asırlar bize elalem
Dili de tanıdık gözünden dökülen de

Sağ yanım sol yanıma darıldığından beri
İçimde kılıçlar çekiliyor
Hiç oturmamalıydın o söğüt dalına diyor
Hayli senli yanım; gizliden pişman
Yenişemeyen ben kalıyoruz kendimle ayışığında
Varıp en kuytu yerde göğe uzanıyorum
Ak kızlara gönlümce seni susuyorum

Dört nala sürüşlerine hasretim turab
Göz koyduğun hangi çağsa artık kapat
Bir bozkır toyu suretini bekliyor
Bir Balkaş, bir ben harab
Göz koyduğun hangi çağsa artık kapat
Tanrı Dağı diz vuruşunu özlüyor.

Uzlaşı

Tüm ağıtlar yakıldı. İsli kazanlarda goncasıyla gülüyle Bilinmez zamandır dolaşık düğümüyle Dini imanı olmayan bayramları hariç tutup Kandil...